Yazı kategorisi: gezi, karışık

oktoberfest istanbul 2011

her yıl münih’te yapılan dünyaca ünlü oktoberfest’in istanbul’da yapılacağını öğrenince arkadaşlarımla katılmaya karar vermiştik. yaklaşık bir hafta kadar önce de filmekimi için bilet almaya biletix’e gittiğimde ‘hazır gelmişken kapıda uğraşmayalım!’ diye oktoberfest biletlerimizi de aldım. türkiye’de satılan bütün bira çeşitlerini bulundurma iddiasındaki festivale gitmekteki asıl amacımız ise güneşin son demlerini yaşayarak çimenlerde yayılmak, canlı müzik dinleyerek keyif çatmaktı. alkol kullanmayan benim gibi insanlar için alkolsüz efes de satacaklardı, benim için daha güzel ne olabilirdi ki?

sabah yağmurla uyandım, bir baktım sokakları sular seller götürüyor. hemen aklıma bundan bir beş ya da altı sene kadar önce gittiğim rock’n coke festivali geldi. cure dinlemek için gittiğim festivale grubun sadece iki tane şarkısını dinleyebilecek kadar dayanabilmiştim. ayakkabılarımın altında yaklaşık beş cm.’lik çamur tabakasıyla mekanı terketmeye çalışırken artık acıdan ve yorgunluktan ağlıyordum. işte o an dedim ki ‘festival mi? senin neyine? bu bayrağı artık gençlere teslim etmenin zamanı geldi.’ bir daha da hiç bir festivale gitmedim, ta ki bugüne kadar. arkadaşlarla telefonlaştık, önceden bilet almayanlara ‘gelmeyin!’ dedik ve saat dört gibi parkorman’a ulaştık.

festival alanına büyük çadırlar kurulmuştu ve çadırların altında masalar vardı. tabii ki koskoca ülkede organizasyon yapmayı bilen bir tane bile firma olmadığı için çadırlar da masalar da yetersizdi. insanlar her buldukları boşluğa oturmaya çalışıyorlardı. bizim sıkıştığımız çadırın beşte birlik bölümü efes pilsen vip’leri için ayrılmıştı. yaklaşana cızz diye elektrik veriyorlardı. cumartesi gala vardı niye oraya gitmediniz de alnımızın teriyle kazandığımız parayla aldığımız biletlerin hakkı olan oturma yerlerini kendinize ayırıyorsunuz, çok ayıp. neyse kaçınılmazsa tadını çıkaralım mantığıyla içecek bir şeyler almak için kuyruğa girdik. bir bira almak bir saat, bir saat sıra bekleyip alkolsüz efes bulamamanın şoku tarif edilemez. arkadaşlarım hayatlarının en pahalı birasını içtiklerini söylediler, ben onu bile içemedim. hadi dedim bari kola falan içeyim o da yoktu maalesef. oktoberfest’e gidip bir yudum su bile içemeden dönen insan olarak tarihe geçtim sanırım.

canlı müzik olarak bayerische volksmusikgruppe ve can bonomo’yu dinledik. ilk grup almandı, söyledikleri şarkılarla ve kıyafetleriyle bir anda çocukluğuma döndüm. ne kadar zaman geçerse geçsin çocukluk anıları her zaman bâkir. hele arada bir herkesi fondipe çağırıyorlardı ki çok tatlıydı. diğeri ise türk bir gruptu ve sanırım rock müzik söylemeye çalışıyorlardı. solisti benim baktığım açıdan -sanırım başındaki şapkadan dolayı- ciguli’ye benziyordu. çok yağmur yağdığı için gözlüklerimi çıkarmıştım tamamen sallıyor da olabilirim.

gelen insanların profili ise üniversitedeyken yapılan şenliklere katılan kitleyle aynıydı. gençler içtiler güzelleştiler, çoğu da eğleniyor gözüküyordu. ben ise parkorman’dan ayrıldıktan sonra istinye park’a gidip önce karnımı doyurup sonra kendime accessorize’den yüzük, body shop’tan far aldım. işte o zaman süper eğlendim. fotoğrafı ise bloğuma koymak için çektirdim. yani bira benim değil 🙂

じゃまたね。

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s