Yazı kategorisi: sinema

midnight in paris – pariste gece yarısı

midnight in paris, 2011 yılında vizyona giren, senaryosu ve yönetmenliği woody allen’a ait bir film. başrollerinde owen wilson, marion cotillard ve rachel mcadams yer alıyor. bu oyuncuların yanı sıra yan rollerde kathy bates, adrien brody, carla bruni gibi bir çok tanıdık oyuncuyu görmek mümkün. gil (owen wilson), hollywood için senaryolar yazan ve bundan büyük paralar kazanan, ancak hollywood senaryosu yazmaktan mutlu olmadığı için kitap yazmaya karar veren bir amerikalıdır. nişanlısı inez (rachel mcadams)’in ailesinin iş için paris’e gitmesini fırsat bilip, hep beraber ufak bir tatil için paris’e giderler. bu sırada gil yaşadığı entelektüel karmaşaların ve yazar tıkanmasının çözümlerini keşfetmeye başlar.

açıkçası bundan 2 sene öncesine kadar woody allen sinemasını sevmiyordum. bu tamamen yanlış bir filmle (love and death) başlamamdan ve bu filmin getirdiği önyargıdan kaynaklanıyordu. sonra özlem’le roma’da buluştuğumuzda, toplumun genel geçer gerçekliklerine uymamanın getirdiği farklılığın yarattığı yabancılaşma duygusuyla baş etme çabalarımdan bahsederken bana ‘whatever works’u izlememi tavsiye etti. ben de önyargılarımı bir kenara bırakıp woody allen’ın dünyasına adım attım, iyi ki de yapmışım. woody allen’in entelektüel yanlızlığını anlıyorum ve bunu yansıtma biçimini de seviyorum. gerçi bu filmi paris’te geçmesine bayağı şaşırdım çünkü londra üçlemesi (match point, scoop, cassandra’s dream) ve vicky cristina barcelona’dan sonra bir daha avrupa’da film çekeceğini düşünmüyordum. ama çekmiş, iyi de yapmış. bu arada midnight in paris’i de özlem’le beraber yeşilçam sineması’nda seyrettik. ben filmi çok sevdim, rengini, kokusunu, dilini her şeyini sevdim. woody allen önyargımı kırdığım için de çok mutluyum.

gil karakteri tipik bir amerikalı  ve usa dışında da bir dünya olduğunu farkedince bir çeşit aydınlanma yaşıyor. paris’in sokakları, cafeleri, kitapçıları, kültürü, geçmişi ve entelektüel kimliği onu çok etkiliyor. yaşadığımız dönemin çok anlamsız olduğunu ve golden age’in geçmişte olduğunu düşünüyor. bir gece yarısı paris’te bir sokağın merdivenlerinde otururken yaklaşan bir arabaya binip geçmişe yolculuk yapıyor. bu sırada  f. scott fitzgerald’dan ernest hemingway’e, pablo picasso’dan salvador dali’ye pek çok sanatçı ve yazarın yanında adriana (marion cotillard) ile tanışıyor. adriana ile yakınlaşmaları kendisine inez ile ilişkilerini, sanatçı ve yazarlarla yaptığı sohbetler de edebi kimliğini sorgulatıyor. bu fantezi dünyası içerisinde adriana’nın da golden age’i aradığını ve yaşadığı dönemi anlamsız bulduğunu görünce insanın kendi gerçeğini ve kendi seçtiği hayatı yaşaması gerektiğini farkedip, kendisine yeni bir yaşam çizerek hayatına devam ediyor.

‘şayet new york’ta yaşamasaydım yaşayacağım yer kesinlikle paris olurdu.’

woody allen

じゃまたね。

Reklamlar

midnight in paris – pariste gece yarısı” için 5 yorum

  1. Amerikan edebiyatına pek aşina değilseniz pek zevk alamıyorsunuz filmden ama hem yazarlara hemde kişisel yaşamlarına aşinaysanız izlemesi çok zevkli bir film-ben ressamlardan falan kurtardım neyse ki ama eve dönüp bahsi geçen yazarları, yönetmenleri vs araştırınca tam olarak zevkine ulaştım filmin-

    Açıkçası, fantastik temeli beni çok şaşırtmıştı, böyle bir şey beklemiyordum. Ayrıca hala parisi sevmiyorum , filmin başlangıcı her ne kadar hoş olmuş olsa da bana uzun bir üf çektirmişti. Bir gün de git benim sevdiğim bir şehirde film çek be adam!

  2. Vay? Niye küssün Avrupa’ya merak ettim?

    Valla bende hiç gitmedim ama oldum olası bana hiç çekici gelmedi Paris, özellikle herkes ağız birliği etmişçesine Paris aşağı Paris yukarı şeklinde bir tavır takındıkça daha da uzaklaşıyorum. Louvre orada olmasaydı hayatta gitmeyi düşünmezdim Paris’e. Aşk şehriymişte, romantikmişte hiç bana hitap etmeyen şeyler. Ne fransızcadan-güya dünyanın en karizma dillerinden biriymiş(yesinler!!)-ne de fransız erkeklerinin o her yerde aşk gören tavırlarından hoşlanıyorum. Gıcığım sayılır ülkeye bir nevi. Avrupa’da beni çeken sadece iki ülke vardı zaten, biri çek cumhuriyeti, diğeri İtalya. Sonunda muradıma erdim ve geçen senemi, ondan önceki sene mi ne gördüm çek cumhuriyetini, sıra İtalya’da…

    Valla şehir vermek gerekirse Venedik ve Hong Kong’un yeri ayrıdır. Bu ikisini görmeden ölürsem gözüm açık giderim. Biri tam anlamıyla tarihi bir şaheser, diğeri ise doğunun en güzel metropollerinden biri hem de bir gökdelen bahçesi…

    Gidip birebir görmeden bir şey demek garip olsa da, seyahat söz konusu olunca çok nadiren tükürdüğünü yalayan biri olarak ne Paris’ten ne New York’dan ne de Barselona’dan hoşlanmayacağımdan eminim.

    1. açıkçası fransa’ya gitmeyi istemeyecek kadar fransız tanıdım 🙂 hele güney kore’de tanıştığım iki fransız çocuk vardı ki akıllara zarar. ama yeğenime söz verdim bu sene galatasaray lisesi’ne girerse onu fransa’ya götüreceğim. italya güzel bir ülke gitmeni öneririm. üstelik türkiye’yi 3.dünya ülkesi olarak değil, akdeniz ülkesi olarak gören nadir avrupa ülkelerinden. avrupa’ya küsmem için çok sebep var ama başlıca sebebi vize almaya çalışırken kendimi çok ezik hissetmem. kimsenin bana bunu hissettirmeye hakkı yok. bir daha da gitmem 😛

  3. Annem sağolsun vize sorunum olmadı inşallah bir- iki sene daha olmayacakta-yeşili bulmuşkun sonuna kadar kullanmak istiyorum XD- Vize işi hem çok masraflı hem de aşırı derece de yıpratıcı, birebir hiç işim olmadı ama yeterince olaya tanık oldum sayılır. Hele İngiltere kafayı yemiş bence, yağmurdan ve sisten bir tarafı belli olmayan, gri, ruhsuz ülkesinin uğruna ölüyoduk sanki, adamlarda ki ego öyle böyle değil yani. Seni anlayabiliyorum.

    Fransız iki kişi tanıdım bende, kötü insanlar değillerdi, hatta gayet iyi insanlardı, biri çok yardımcı oldu bana, ama şu tavırları ve hayata bakış açıları böyle bir garip, itici geldi bana. Bir ülkeyi ya da şehri sevip sevmeme kriterim orada yaşamak ister miydim? sorusuyla belli oluyor, Fransa da yaşamak istemezdim şahsen. Ama japonya öyle değil, hem şehirlerini, hem insanlarını seviyorum, ülkenin karakteriyle benim karakterim tam uyuşuyor. Kusurları, kötü yönleri bile benzeyişiyor XD

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s