Yazı kategorisi: karışık

daruma bebeği – dile benden ne dilersen

みんなさんこんにちわ。

bu postu uzun zamandır yazmak istiyordum ancak yeni yılın son günü için saklamaya karar vermiştim. postumuz yukarıda fotoğrafını görebileceğiniz bizim hacıyatmaza benzeyen daruma bebeği ve bununla ilgili bir gelenek hakkında. zen budizminin kurucusu bodhidharma çin’de bir mağarada 7 yıl meditasyon yaptıktan sonra bir aydınlanma yaşamış, tabii bu sırada o kadar zayıflamışki kolları ve bacakları yok olmuş. bunu sembolize etmek isteyen zen budizmine inananlar her yeni yılda budist tapınaklarına giderek, iyi şans getirmesi için iki gözü kapalı olarak satılan bu bebeklerden satın alıyorlar. daha sonra dileklerini dileyip daruma’nın tek gözünü boyuyorlar ve saklıyorlar. dilekleri gerçekleştiği zaman ise diğer gözünü boyuyorlar ve takip eden yılın ilk günlerinde düzenlenen daruma bebeklerini yakma töreninde bunları yakıyorlar. japonca öğretmenime bu konuyu sorduğumda özellikle politikacılar arasında bu olayın çok popüler olduğunu söyledi. seçimler sırasında daruma’nın tek gözünü halk önünde boyarlar, seçimi kazanınca da yine halk içinde diğer gözünü boyarlarmış. ama son yıllarda gözleri görmeyen insanların haklarına saygısızlık edildiği gerekçesiyle politikacıların bu geleneği bayağı azalmış.

gerçeğini bulamasam da fotoğraftaki daruma bebeğinin gözlerini ben boyadım ve bir dilek diledim. gerçekleştiği zaman fotoğrafı bilgisayarımdam sileceğim 🙂 her zaman dediğim gibi bu tür şeyler inanmakla alakalı. eğer yeterince inanırsam neden olmasın?

じゃまたね。

Yazı kategorisi: k-drama

color of woman – sessiz sedasız ilerleyen dizi

henüz daha 8 bölümü oynamış olan bu diziyi ilk yayımlandığı hafta izlemiş daha sonra varlığını bile unutmuştum. pazar günü kendimi hasta hissettiğim için gündüz uyuyup, gece abuk bir saatte uyanınca birden aklıma geldi ve kalan bölümlerini de izledim. her ne kadar “süper über!” ya da  “bunu izlemezsem bu gece uyuyamam!” dizisi olmasa da oldukça eğlenceli ve ben eğlenceli olan her şeyi severim 🙂

byun so ra (yoon so yi) idealist bir kadındır. üniversitede kariyer yapmak istemektedir. üniversiteden beri en yakın arkadaşı kang chan jin (shim ji ho)’dir. problemli ev arkadaşı hwang jin joo (lee soo kyung) ile birlikte kalmaktadır. kızımız doğrucu davut olduğu için asistanı olduğu profesörün bir hatasını yakalar ve okuldan atılır. kang chan jin’in bütün raporlarını kendisi yaptığı için onun için çalıştığı kozmetik firmasında iş bulmasını ister. mülakat sürecinden sonra bu firmada işe başlar. işteki ilk gününde üniversitedeki eski erkek arkadaşı yoon joon soo (jae hee) ile karşılaşır. onunla aynı şirkette çalıştığı için üzülürken aslında firmanın sahibinin oğlu olduğunu öğrenir ve olaylar gelişir.

ben dizide byun so ra karakterini sevdim. aşık olunca şapşallaşan bir karaktere çevirmezlerse idealist ve kararlı tavırlarıyla benim sevdiğim kadın karakter tipine çok yakın. ev arkadaşı olan jin joo’yu ise elime verseler eşşek sudan gelene kadar döverim, belki o zaman aklı başına gelir. daha dizinin en başında ev arkadaşının erkek arkadaşıyla kırıştırdı, sonra kızın en yakın arkadaşıyla kırıştırmaya başladı, şimdi de eski erkek arkadaşıyla kırıştırmaya çalışıyor. byun so ra onu evden atıyor atıyor kız geri geliyor. yüzsüz, utanmaz ve güzelliği ile her kapıyı açmaya çalışıyor, başarıyor da. hatta yoon joon soo’nun sekreteri bile oldu yuh yani. hiç çaba sarfetmeden bir şeyler elde ettiği yetmiyormuş gibi hep daha fazlasını istiyor. yani hiç bir dizide/filmde bu kadar arsız bir karakter görmedim. kang chan jin ise ne istediğini bilmez bir karakter. aslında iyi biri (ahahaha bu tanımlamanın da hastasıyım) ama ne bileyim bir şeyler yanlış. yoon joon soo ise yine sopalık bir karakter. üniversitedeyken kızı bir terkedişi var, düşmanımın başına gelmesini istemem yani. zaten o olaydan sonra byun so ra’nın kendine gelmesi 10 yılını almış. ne olduğunu söyleyip dizinin havasını kaçırmayayım ama şimdi bu hatasını telafi etmek için elinden geleni ardına koymuyor. en azından ne kadar öküz olduğunun farkında yani 🙂 bu çabaları sırasında gülmekten yerlere yatıyorum ben. hele tanıtım sırasında ruju kendine sürüp kızı öptüğü sahneye bayıldım. ama tabii jin joo gibi bir karakter varken bu çiftimizin bir araya gelmesi imkansıza yakın bence, bakalım neler olacak.

bunun dışında yan karakterler de başarılı. hırslı genel müdür, evli olduklarını kimsenin bilmediği asistan çiftimiz, kafenin sahibi ve yanında çalışan çocuk hepsi karakteri olan bireyler. bir de dizinin çekim tekniğini sevdim. ufak geri dönüşler, aynı olayı farklı bakış açılarından göstermeler falan dizinin izlenme keyfini arttırmış, aferin.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: japonca, karışık

この靴が欲しいんですが。

みんなさんこんばんわ。

私は毎朝まもるみやののブログを読みます。今朝この靴を見ました。今この靴が欲しいんですが。素敵ですね。多分日本でかえます。

私のゆめは日本へ行きます。それから沢山かいものをします。

日本語がすこしわかりますから私のことばにもんでいがあることができます。ごめんね、私のミスです。

じゃまたね。

Yazı kategorisi: anime

uta no☆prince-sama♪ maji love 1000%

みんなさんこんにちわ。

どきどきでこわれそう1000%* LOVE HEY!! 🙂

hava çok soğuk olduğu için kış moduna geçtim ve evden dışarı adımımı bile atmadan yaşamaya çalışıyorum. arşivimi bari temizleyeyim derken uta no prince sama maji love 1000% (şarkı prensi, %1000 gerçek aşk)’e denk geldim. 12 bölümlük bu kısa animemiz mükemmel bir seçim oldu. seyrederken çok eğlendim, şarkıları çok sevdim, çoğu zaman eşlik ettim, aynı zamanda gözüm gönlüm de açıldı 🙂 mangası da animesi de  psp için hazırlanmış visual novel’dan uyarlanmış. hikayemiz hayran olduğu idol hayatosama için şarkılar bestelemek amacıyla müzik okuluna yazılan nanami haruka isimli kızımız ve ondan etkilenen, idol olmak isteyen 6 yakışıklı erkek arasında geçiyor. ama animedeki tek aşk müzik aşkı, herhangi bir karmaşıklık yok yani gayet basit, net ve temiz. final sınavı için nanami bu 6 gençten birini seçmek zorundadır, bakalım kimi seçecektir 🙂 şimdi karakterlerimize bir bakalım.

haruka nanami: çocukluğundan bari sağlık olarak zayıf bir karakterdir. bu sebepten kırsalda yaşayan büyükannesinin yanında büyür. bir gün şehre gider ve burada kalabalıktan çok korkmuşken birden hayatosama’nın şarkısını duyar. bundan çok etkilenir ve onun için şarkılar bestelemek ister. iyi kalpli ve yardımseverdir. aynı zamanda çok da çalışkandır. başka insanların kalplerini değiştirme gücü vardır.

tokiya ichinose: hayatosama’nın ikizi olduğunu söyleyerek okula yazılır. aslında hayatosama’nın ta kendisidir. idol olmaktan yorulduğu ve şarkı söyleme amacını kaybettiği için okul müdürünün tavsiyesi ile eğitim almaktadır. soğuk, duygularını ifade etmede başarısız ve insan ilişkileri zayıf bir karakterdir. ama kendisini mamoru miyano seslendirdiği için benim favori karakterimdir. 一番好きです。

otoya ittoki: arkadaş canlısı bir karakterdir. tokiya’nın oda arkadaşıdır. okulun ilk gününden beri haruka’nın arkadaşıdır. hatta ilk sınavda haruka’nın bestelediği şarkıyı söyleyip sınavı geçmiştir.

masato hijirikawa: hijirikawa holding’in mirasçısıdır. babası holdingteki işleri devralmasını istemekte o ise şarkı söylemek istemektedir. işleri devralmak şartıyla okul için 1 senelik izin koparmayı başarmıştır. zeki karakterimizdir.

ren jinguuji: jinguuji ailesindendir. babasının zorlamasıyla idol olmak istemektedir. hijirikawa’nın çocukluk arkadaşıdır. zamanla rakip firmaların varisleri oldukları için araları soğumuştur, şimdi oda arkadaşıdırlar. çapkın karakterimizdir.

syo kurusu: sevimli ve enerjik karakterimizidir. yükseklik korkusu vardır. natsuki ile beraber büyümüşlerdir ve mütemadiyen onun tacizlerine maruz kalır.

natsuki shinomiya: küçük ve sevimli şeylerden hoşlanan bir dahidir. gözlüklerini çıkardığı zaman dehası ortaya çıkmaktadır ama aynı zamanda bu sırada karakteri de çekilmez olmaktadır.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: anime, drama, müzik

skip beat – tayvan drama

en sevdiğim animelerden birisi olan, mangası halen devam eden biricik skip beat’imin dramasının çekildiği uzun zamandır biliyordum ama başlayacağı zamanı unutmuştum 🙂 dün gece hava koşulları sağolsun eve biraz geç geldim. tabii 3, 5 saat trafikte kalınca insan japonca çalışmaktan sıkılabiliyor, boş boş silecekleri seyredebiliyor. bu boş boş bakınmalar sırasında aklıma birden skip beat’in aralık ayında başlayacağı geldi ve eve gelir gelmez baktım evet! daha sadece 1.bölümü yayımlanmış ama şu an için benim için yeterli. altyazısını araştırdım hemen, o da çevrilmiş. oturdum seyrettim ve çok sevdim. açıkçası kafamda tayvan’la ilgili hiç bir bilgi yok. hiç tayvanlı tanımadım, hiç tayvan’a gitmiş birini tanımadım, hiç tayvan filmi/dizisi izlemedim . bu sebepten başlarda biraz garip geldi dilleri ama sonlara doğru rahatsız olmamaya başladım. ama sanırım çok hızlı konuştukları için altyazılar çok hızlı geçiyordu bir kaç kere durdurup altyazıyı okudum ya da japonca yüzünden ingilizceyi unuttum 😛 gerçi bilmediğim kelimeler olduğundan değil, okumaya yetiştiremediğimden durdurdum ama neyse uzatmayayım fazla. sanırım koreli oyunculara dublaj yapılmış ama dediğim gibi altyazı telaşında olduğumdan tam anlayamadım. bir daha seyretmeye de üşendim seyredecek bir sürü animem varken. bir de isimlere takıldım, dil bana değişik geldiği için tam çözemedim ama çevirideki isimlerle altyazıdaki isimler aynı değildi sanırım. çeviride animedeki isimler kullanılmıştı ama telaffuz ederken başka bir şeyler söylüyorlardı sanki. dramawiki sayfasına baktım tabi latin harfleriyle yazılmıştı ama çin harflerinin japonca okunuşlarını kullanmış olabilirler. ben çevirideki isimler kullanacağım yazımda. allahım bir bölüm dizi izledim aklımda 30 tane soru işareti. neyse çözülür zamanla 🙂

öncelikle animeye çok yakın bir ilk bölüm olduğunu söyleyerek başlayayım. eğer animeyi izlemediyseniz ilk iş olarak animeyi seyredin lütfen 🙂

fuwa shoutarou (lee dong hae) ülkenin en meşhur japon spa otelinin sahibinin oğludur. kyouko (ivy chen) ile birlikte büyümüşlerdi. sho’nun en büyük hayali ünlü bir şarkıcı olmaktır. ama babası evlenip, çoluk çocuğa karışmasını ve otel işini devralmasını beklemektedir. bir gün sho babasıyla bu sebepten büyük bir kavga eder ve evden ayrılmaya karar verir. ayrılırken de kyouko’ya kendisiyle gelip gelmeyeceğini sorar. tabii çocukluktan beri sho’ya hayran olan kızımız bu teklifin üzerine balıklama atlar, birlikte taipei’ye giderler. narsist ve bencil karakterimiz olan sho başlarda kızımıza iyi davransa da ünlü olmaya başladıkça kızımızı görmezden gelmeye başlar. aslında sho’nun en baştan beri amacı ünlü olana kadar kyouko’ya  kendisinin çaba harcarak yapması gereken ayak işlerini ( çamaşır, bulaşık, yemek, para kazanmak için çalışmak vb.) yaptırmaktır. bizim aşık, iyi kalpli ve saf kızımız saçını süpürge edip 3 işte birden çalışarak evi geçindirmeye çalışırken kendisine bir çift pabuç bile almamaktadır. üstelik sho kyouko’ya  ‘sıkıcı-demode bir kızla evlenmek istemiyorum!’ diyerek evden ayrılırken kyouko’nun bilmediği o kızın aslında kendisinin olduğudur. ay kıyamam ya, sho hakkaten pisliğin önde gideni. bu arada sho’nun kendisine rakip olarak gördüğü tek kişi ülkedeki kadınların en çok sarılmak istedikleri erkek olan oyuncu tsuruga ren (choi si won)’dir. onu tv’de gördüğü zaman bile sinirleri yerinden oynamaktadır.

bir gün kyouko, sho’yu menajeriyle kendisini hakkında konuşurken basar ve sho’nun kendisi hakkındaki gerçek düşüncelerini öğrenir. “onunla yaşamak çok sıkıcı.”, “onu yapmak istemediğim işleri yapması için getirdim.”, “çocukluğumdan beri beni takip ediyor.”, “kalsaydım onunla evlenip çocuk yapmak zorundaydım.”, “çekiciliği yok.” sözleri bir anda kızımızın kafasında dönmeye başlar, tanrı tarafından kilitlenmiş kötü duyguların saklı olduğu sandık açılır ve kızımız intikam yemini ederek dark side’a geçer. sho’nun dediğine göre ise ondan intikam alabilmesinin tek yolu eğlence sektörüne girmesidir. kızımız işlerinden ayrılır, ilk iş bir kuaföre gider saçını, üstünü başını değiştirir ve eğlence sektörüne girmek için çabalamaya başlar. ve ilk bölümümüz burada biter.

yazıyı yazarken animede sho’yu seslendiren benim favori seiyuum olan mamoru miyano’nun bu anime için seslendirdiği ‘prisoner’ şarkısını dinliyorum. bu şarkının klibinin çekim aşaması da aynı zamanda animedeki en sevdiğim hikayedir, bakalım dramada nasıl olacak 🙂 başta da söylediğim gibi hikaye animeye oldukça paralel gitmiş. anime havasını yaratmak için özel efektlerden yararlanmışlar ama çok kaliteli bir çekimini izlemediğim için ne kadar başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. inner kyouko’lar bile vardı öyle diyeyim 🙂 dong hae ve siwon super junior üyeleri olmaları sebebiyle açılış ve kapanış şarkıları onlara ait ve ben sevdim. dizinin havasına gitmiş. oyunculukları da fena değil ama sanki dong hae daha iyi oyuncu 😀 siwon biraz kasıntı kalmış ama zaten kasıntı bir karakteri oynuyor, ondan da olabilir. ama kendisinde, görünce çenemizin yerlere vurduğu bir tsuruga ren havası yok. bir de kız dark side’a geçip saçlarını yaptırınca, yeni kıyafetler alınca o hali neydi. bizim kyouko’muz prenses olurken bu kız resmen hafif meşrep bir hal almış. umarım ileri bölümlerde düzeltirler, kız tatlı da bir şey, maymun etmesinler.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: mim

mim: çok yönlü blogger ödülleri

みんなさんこんにちわ。

yine kafamı kaşıyacak zor zamanı bulduğum bu güzel kış günlerinde sevgili blog arkadaşım sağ beyin’in beni layık bulduğu çok yönlü blogger ödülüm hakkında bir şeyler yazmak istedim. bu mim’in kuralına göre kendimiz hakkında 7 şey yazıyoruz, daha sonra ödülü 10 blog arkadaşımıza veriyoruz. kendim hakkında %100 böyleyim diye bir şey demek çok zor. yine de bir deneyeyim. bir de 10 blogger seçme olayını yapmama imkan yok, çünkü o kadar blog arkadaşım yok, ごめんね。

1.  kozmetik malzemelerini çok seviyorum 😀 5 yıl kadar önce hafif hafif başladı, son bir yılda doruk noktasına ulaştı. haftada bir kere temizleyici ve nemlendirici olmak üzere 2 ayrı yüz maskesi yaparım, sabah-akşam mutlaka yüzümü yüz temizleyici ile yıkar, sonra kırışık önleyici göz kremi ve yüz kremimi kullanırım. banyodan sonra mutlaka vücut yağı kullanırım. saçlarıma haftada 1 kere yoğun bakım yaparım. gece yatmadan önce ellerimi ve ayaklarımı kremlerim. yüzüm kırışmasın diye yüz üstü yatmam, sırt üstü yatarım. makyajımı asla su ile temizlemem. ahaha daha fazla yazamayacağım, en iyisi bununla ilgili ayrı post yapayım 🙂

2. parıltılı her şeyi çok severim. saat, kolye, yüzük, ayakkabı hatta makyaj malzemelerimi bile parlayan-simli olanlardan seçerim.

3. uykum varsa uyurum. nerde, nasıl, ne zaman olduğu önemli değil 😛

4. hayatta duymayı sevmediğim sorular: “gözlerin lens mi?” ve “kilo mu aldın?”. hayır, gözlerim lens değil ve hayır, kilo almadım. özellikle bu “kilo mu aldın?” sorusunu diyet yaparken sorduklarında iyice moralim bozuluyor. ya bir ekip mi var bu işi misyon  edinmiş ya da okulda bu konuda eğitim falan mı veriliyor? yani milletin gözü kantar sanki, ay kızdım yine bu konuyu da kapatayım 😛

5. belaltı ve küfürlü esprilerden hiç hoşlanmam, küfür eden insanlardan da hoşlanmam. el şakası sevmem, konuşurken sürekli bana dokunan insandan tedirgin olurum.

6. insanlara asla 3.şansı vermem. hayatımdan çok pis insan silerim. biri benden 3.şans isteyecek durumu geldiyse ona inancım kalmamıştır artık ve hayatımdan çıkması beni etkilemez.

7. yalnızken hiç sıkılmıyorum, o kadar çok yapacak şeyim var ki yalnızken çoğu zaman vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. bu sebepten sevgilisi/eşi/ailesi/arkadaşı olmadan yaşayamayan insanlar için empati kurmakta zorlanıyorum.

gelelim ödüllere:

  1. sağbeyin: yorumlarıyla olsun, mimleriyle olsun beni desteklediği ve hiç okunmayan blogumu yazmam için beni motive ettiği için 🙂
  2. vilarant: müstakbel seyahat arkadaşım olduğu için. az önce son postunu okudum oyun oynamayı da seviyormuş, yatta 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: k-drama

man+nanny = manny

aslında airport fashion yazısı yazacaktım ama uçağa ucu ucuna yetiştiğim için bırak fotoğraf çekilmeyi duty free’den alışveriş yapmaya zaman bile bulamadım. oysa yılbaşı dolayısıyla her şey ne kadar eğlenceli ve renkli görünüyordu 😦 neyse “kısmet dönüşe artık”diyor, bu hafta izlediğim dizilerden bir tanesi ile sizi başbaşa bırakıyorum.

manny, 2011 yılı yapımı, başrollerinde suh ji suk (kim yi han), choi jung yoon (seo do young) ve byun jung soo (janice)’nun yer aldığı, aynı zamanda prime time kuşağında bir kablolu kanalın yayımladığı ilk drama özelliğine sahip bir k-drama. sanırım bu sebepten de dizinin ratinglerine ulaşamadım 🙂

man+nanny=manny, yani erkek dadı. kim yi han, abd’de oldukça meşhur bir manny’dir. yeni çıkardığı kitabının tanıtımı için seul’e gelir. bu sırada abd’de devam eden bir taciz davası nedeniyle (annenin teki bizim yakışıklımızın üzerine atlıyor, tam bu sırada kocası geliyor vs.) abd’ye girişi tehlikeye girer, aynı zamanda bütün banka hesapları dondurulur. beş parasız kalan yakışıklı manny’miz tesadüf eseri biri kız, biri erkek 2 çocuk sahibi, manken ajansı olan, kendisi de aynı zamanda mankenlik yapan ablası janice’in evinde kalan tasarımcı seo do young ile tanışır ve evin manny’si olur. zaman içerisinde hem seo do young, hem de janice kim yi han’a aşık olurlar ama önce janice itiraf eder. prensip sahibi manny bunu kabul etmez, bahanesi budur ama asıl sebebi seo do young’u sevmesidir. arada bir çocukların babalarının da ortaya çıkmasıyla ortalık karmakarışık bir hal alır. neyseki manny’miz yakışıklı olduğu kadar akıllıdır da, her sorunu fönk diye çözüverir. ve olaylar gelişir.

ben bu dramada aşkı hissedemedim. yani aşk dizisi niyetine seyrederseniz pek bir şey bulamayacaksınız. ama yan karakterlere de ana karakterler kadar önem veren eğlenceli bir k-dramaydı. her şeyi bir kenara bırak suh ji suk için bile izlenebilir. allahım ne kadar da güzel gülen bir erkek ya, maşallah 😛 kıyafetlerinin hepsi de birbirinden güzel. bu dizinin bir diğer özelliği de esas kız da güzel giyiniyordu hayret yani 😛 yani choi jung yoon’u da çok beğendim, ne kadar güzel bir oyuncu o öyle. hem çok tatlı hem de yetenekli, aferin. aşkı çok masumdu canım benim, kıyamam. çocuklar da iyiydi ama teyze rolündeki byun jung soo bombaydı. kıyafetleri, takıları –özellikle küpeleri-, ayakkabıları çok güzeldi. bencil bir kadını süper oynamış, ayaklarının üzerinde duran, güçlü bir karakter olan ablamız, esip gürlerken aşık olunca hemen yelkenleri suya indirdi ki hiç sevmem böyle insanları. bencil ve kibirli işte ne olacak. bu hissi bende yarattığına göre iyi bir oyuncu demek ama baktım pek fazla dizide de oynamamış neden acaba?

dramanın sonu ise her zamanki gibi berbattı, sen 15,5 bölüm boyunca çalış, çabala, emek sarfet, bir sürü dağ aş, sonra hiç ama hiç anlamadığım bir sebepten dolayı dön arkanı git. yok ya, var mı böyle bir dünya. bir de son 30 sn’de havaalanında karşılaşıyorlar da kim yi han’ı görünce hemen seviniyor. ne sevinmesi ya, bir hoşçakal bile demeden adamı ben yolda görsem kafamı çevirip bakmam. bu kadar da netim yani.

じゃまたね。