Yazı kategorisi: gezi, karışık

güney kore seyahatim – 2

evet güney kore maceralarıma devam edeyim. öncelikle şunu belirtmek isterim ki gece dışarı çıkayım, ortamlarda kop kop yapayım gibi alışkanlıklarım olmadığı için gece hayatı hakkında bir şey bilmiyorum. benim seyahatim yeni insanlarla tanışayım, yeni yerler keşfedeyim, o müze senin bu saray benim gezeyim, gece olsun uyuyayım şeklinde geçti. hatta bir gün gezerken city hunter’ın ilk bölümünde kim na na ve lee yoon sung’un ilk karşılaştıkları fıskiyeli parkta buldum ki, orada oyun oynayan çocukları seyretmek çok eğlenceliydi. dünyanın hangi köşesinde olursa çocuk her zaman çocuk ve onların masumiyeti tanımlayabileceğimiz her hangi bir ölçü birimiyle ölçülemez 🙂

ilk kaldığım yer gubeundari’deydi. biraz şehir merkezine uzak olsa da metro ağı müthiş olduğu için hiç bir zorluk yaşamadan her yere ulaşabildim. metro haritasını ilk elime aldığımda bayağı korksam da sonradan farkedeceğim üzere iq’nuz 5’ten yukarıysa ve exit kelimesinin anlamını biliyorsanız kaybolmanıza imkan yok. metrolarda hem korece, hem japonca, hem de ingilizce anonslar yapılıyor. her vagonda ekranlar var ve bu ekranlara bakarak hangi istasyona doğru gittiğinizi görebiliyorsunuz. seul’un nüfusu 10 milyon’un üzerinde olsa da metro ağı yaygın olduğu için tıkış tıkış olmayan vagonlarda rahat rahat seyahat edebiliyorsunuz. metroda en çok dikkatimi çeken herkesin elinde cep telefonu oyun oynaması ya da tv seyretmesi oldu. sonradan öğrendiğime göre 3g yayınları ücretsiz olduğu için herkes deli gibi tv seyrediyormuş. genel olarak gençler gayet cool takılsa da amcalar ve teyzeler beni çok ilginç buldular, zaman zaman durdurup konuşmaya çalışanlar ya da gözlerini dikip bakanlar oldu 🙂 başlarda tuhaf gelse de sonradan alıştım. “you’re so beautiful” diyerek bana iltifat mı ettiğini yoksa asıldığını mı anlamadığım adamı saymazsak genel olarak rahatsız edici bir davranışa rastlamadım. bir de misyoner bir amca beni hristiyan yapmak için bayağı bir uğraştı ama yemez 🙂 üstelik güney kore’de duyduğum en iyi ingilizceyi konuşuyordu. gençler hakkaten acayip cool, hiç burunlarından kıl aldırmıyorlar. yaşlı teyzeler, amcalar ellerinde poşetler ayakta dururken bunlar yayıla yayıla oturuyorlar. hiç yakıştıramadım. çoğu zaman ben kalkıp yer verdim ki zaten rahat olan vagonlarda ayakta durmak atla deve değil yani bilemedim.

bir de metrodaki tv’lerde sürekli estetik reklamları dönüyor. önce-sonra halleri gösteriliyor ki bir estetik insanı bu kadar mı değiştirir. not aldım bir gün estetik ameliyata ihtiyaç duyarsam kesinlikle güney kore’ye gideceğim. biz de nasıl her mahallenin kuaför salonu varsa onlarda da her mahallenin estetikçisi var 🙂 fiyatları sormadım ama ucuz bir şey demek ki herkes yaptırıyor. güzellik konusuna gelecek olursak ise kızları hakkında yorum yapmayacağım, çünkü kendilerini oldukça rüküş buldum ama erkekleri hakkaten çok güzel. hatta anneme getirdiğim güzellik maskelerinin reklam yüzü jyj grubuydu. annem bakınca ‘bak kızları da ne kadar güzel, hemen fotoğraflarını üzerine koymuşlar.’ dedi ki maaile gülmekten yerlere yattık. uzun boylular, fitler, güzeller ve çok güzel giyiniyorlar. çoğu zaman sapık damgası yememek için çocuklara bakmamak için kendimi zor tuttum 😛 ama alıcı gözle bakmıyordum hakkaten ben sadece bakıcıyım 😛 evet, dikkatimi çeken bir şey de çok fazla spor salonu olduğuydu. işten çıkan soluğu spor salonunda alıyor, aferin. kozmetikçiler de çok fazla. kızların yüzü zaten maskeyle kaplanmış gibi. bb cream diye bir kremleri var, güney korelilerin beyazlık takıntısının ilacı. en meşhuru misha’ymış, ben de kendime aldım ve düzenli olarak kullanıyorum, çok memnunum. fondöten gibi bir şey ama daha hafifi. neyseki yedek de almıştım da bir daha gidene kadar bb cream’siz kalmam. güney koreliler bir insanın cildi ne kadar beyazsa o kadar güzel ve iyi olduğuna inanıyorlarmış, valla ben de başkalarının yalancısıyım. dramalarda izlediğimiz oyuncuların, müziklerini dinlediğimiz şarkıcıların hepsinin yüzünde bb cream var, o sebepten bu kadar pürüzsüz bir ciltleri var benden duymuş olmayın 🙂 kendime el kremi falan da aldım, sonradan bir baktım üzerinde whitening hand cream yazıyor, o kadar yani. kozmetikçilerde gezmek bayağı eğlenceli ama. içeri girmeniz için daha kapıda size bir sürü promosyon veriyorlar. alışveriş yaptıktan sonra da bir sürü numune ve hediye veriyorlar. mesela benim şu anda jang geun suk’lu makyaj çantam var çok tatlı. üstelik kozmetik alışverişlerinden tax free de alabiliyorsunuz.

itaewon, hangangjin, myeongdong, gangnam, gyengbokgung alışveriş, yeme-içme, gezme-tozma için başlıca yerler. hele myeongdong’da bir açıkhava pazarı var ki akıllara zarar. kıyafettten kozmetiğe, takıdan abuk sabuk zımpırtılara kadar her şey var. fan stuff’ları da buralarda satılıyor. sevdiğiniz sanatçının defteri, kitabı, kalemi, posteri, yastığı falan hep burada. bu yerlerden birinde bir yeraltı çarşısına girmiştim, o kadar büyüktü ki yönümü şaşırmayayım diye fazla dolaşamadım ama aklınızdan bir şey geçirin ve ‘acaba bu nerede satılıyordur?’ deyin ben de size orayı göstereyim 🙂 genel olarak seul’de kaybolmak zor, çünkü inanılmaz bir şekilde her yerde hangul ve latin harfleriyle yazılmış tabelalar var.

giyim kuşam pahalı. benim burada 10 lira vermeyeceğim tişörtleri 50 lira gibi bir fiyatla satıyorlardı şok oldum. zara, mango gibi mağazalar da var bizdeki fiyatların rahat 3 katı fiyat ve tıklım tıklım inanamadım. kendime güney kore’den sadece 2 tane tişört, 2 tane de çanta alabildim. hem pahalı, hem de bedenleri çok küçük. bizim burada small oalrak satılan kıyafetler orada large beden. onların small yazan kıyafetlerini ise sanırım ben 3 yaşındayken falan giyiyordum 😛 zaten aman aman bayıldığım, ‘bunu almazsam bu gece uyuyamam!’ dediğim bir şey de görmedim. daha önce de dediğim gibi kızların kıyafetleri gayet rüküş.

güney kore’nin beni şaşırtan bir yönü de ekonomik açıdan gayet refah bir ülke olması oldu. giderken bu kadar modern bir ülkeye gideceğimi tahmin etmemiştim. her hangi bir altyapı problemi yok, her yer tertemiz pırıl pırıl. metrolardaki tuvaletleri bile tertemizdi. çöpler zaten geri dönüşüm şeklinde biriktiriliyor. her çöpü her bulduğunuz yere atamıyorsunuz. şişeler şişelerle, kağıtlar kağıtlarla, kıyafetler kıyafetlerle atılıyor.  bu konuda çok hassaslar. aynı zamanda sokaklarda hiç eski model, dökülen araba görmedim. herhalde en yaşlı araba 3-4 yaşında falandı. istanbul için ihtiyaç olduğunu düşünsem de seul’de yaşasam toplu taşıma dururken hayatta arabaya binmem.

güney kore’de elektronik eşyalar da pahalı. hazır memleketine gitmişken kendime bir samsung telefon alayım dedim, fiyatları türkiye’den yüksek. aynı şey tv, kamera, fotoğraf makinesi vb. elektronikler için de geçerli. gerçi belki ucuza satan doğu bank benzeri yerler vardır, ben bir kitapçının içinde sormuştum. kitapçı demişken inanılmaz büyüklükte kitapçıları var. içerisinde her dilden kitap bulmak mümkün. kendime weekly jump ve nodame cantabile’nin mangasını da buradan aldım. her ne kadar çok iyi anlamasam da okumamı geliştirmek için oldukça faydalı.

seul’de karşılaştığım insanlar genelde güler yüzlü ve yardımseverdi. hele türkiye’den geldiğimi duyanlar ekstra ilgi alaka gösterdiler. yanında kaldığım amerikalı çiftin evinin bahçesindeki parkta bir çocukla oyun oynarken, çocuğun babası geldi ve bayağı sohbet ettik. türkiye hakkında bayağı şey biliyordu ve en büyük hayallerinden birisi türkiye’ye gitmekmiş 🙂 ben de davet ettim ama iletişim bilgilerimi vermeyi unuttum. daha sonra beni ailesiyle yemeğe davet etti ama rahatsızlık vermek istemediğim için gitmedim. yine kaldığım hostelin sahibi olan kişi ben gidince bayağı üzüldü ve bir daha geldiğimde daha uzun kalmamı istedi. ne tatlı 🙂

じゃまたね。

Reklamlar

güney kore seyahatim – 2” için 9 yorum

  1. Merhaba,
    Öncelikle, unutmadan, yazılarını beğendiğimi söyleyeyim, bir çırpıda okudum her şeyi.
    Kore gezin görünen o ki baya eğlenceli geçmiş. Gerçi yemekleri yiyememen biraz kötü olmuş. Ama Gumiho’nun sodasını bile keşfetmişsin, daha ne olsun 🙂 Elektronik eşyalar bana da ucuz olur gibi geliyordu ama demek değilmiş, şaşırdım.
    Anime listene de maşallah diyorum. Sayfayı in in bitmedi 😀

  2. merhaba 🙂

    seul gerçekten eğlenceliydi, hiç sıkılmaya vakit bulamadım, ama biraz daha kalsaydım sıkılabilirdim belki. 1 hafta yeterli sanırım.

    anime listeme gelince de sorma, sürekli lüzumsuz işler peşindeyim. japon bir arkadaşım bana otaku diyor ben de ısrarla değilim diyorum ama japonya’da en çok gitmek istediğim yer akihabara 😀

  3. Japon arkadaşın söylediyse üstüne benim bir şey söylemem uygun düşmez tabii 😀 Ama kesin olan bir şey varsa o da sende otaku potansiyelinin olduğu. Gerçi anime dünyasına bir kere giren bir insanın da orada takılıp kalmaması pek mümkün değil gibi geliyor bana.

  4. gene harika bir yazı olmuş bayıla bayıla okudum 😀 valla yazını oluyunca anladım ki bir bb cream her eve şart 🙂 bu arada koreli erkekler bence de “çok güzel” 🙂 annenin yaptığı yorumu bof’ı izlerken benim annem de kim hyung joong için yapmıştı 🙂 tabii o aralar khj’u bayağı bayağı beğendiğim için benim tepkim pek gülme şeklinde olmamıştı 😀
    korede kızlara mezuniyet hediyesi olarak estetik ameliyat hediye ettiklerini okumuştum ama tv lerde estetik reklamların dönmesini oldukça şaşırtıcı buldum 🙂 sanırım koreye gidersek “ama iç güzellik de önemli” diye kendimizi teselli edemeyeceğiz anlaşılan 🙂
    tekrar ellerine sağlık çok güzel bir yazıydı ^^

    1. bir parça daha yazacağım sonra anlatacak pek bir şeyim kalmayacak 🙂 gitmeden blog tutmaya başlasaydım daha eğlenceli şeyler yazabilirdim, hiç yazıya dökeceğimi düşünmedim.
      “iç güzellik önemli” diyen kişi sadece kendini kandırır. böyle bir dünya dünyanın hiç bir yerinde yok, en ilkel kabilelerde bile. ama hem içi hem dışı güzel olsa kaymaklı ekmek kadayıfı olur 😀

  5. Elektroniğin pahalı olmasına şaşırdım ben de. Kore’ye gittiğimde kendime telefon ve fotoğraf makinesi alacaktım oysa, hay Allah! 😛 😀 BB kremler artık Türkiye’de de meşhur. Kozmetik mağazalarında bulmak mümkün. Koreci bloglar meşhur etti resmen 😛 Estetik reklamlarına pek şaşırmadım, ne de olsa estetiksiz ünlü yok denecek kadar az!

    Yazının devamını bekliyorum, ellerine sağlık:)

    1. ya sorma ben de çok şaşırdım elektroniğin bu kadar pahalı olmasına. sen türkiye’den al alacağını oralara güvenme 🙂 bb cream’i hostelde tanıştığım koreli bir çocuk vardı o söyledi. ne hediye alayım aileme falan diye sohbet ederken ‘ben anneme bb cream aldım’ dedi. o ne falan derken ben de aldım 🙂 bir de g dragon’u da bana o öğretti. dizi, müzik, estetik çocuk her şeyi biliyordu 🙂

  6. Gündüz gezeyim, müzeme gideyim gece uyuyayım anlayışı tam benlik. Çözemiyorum insanlarda ki bu gece hayatı merakını.

    Bir şehrin ulaşım ağı için metro çok önemli yav. Metroya tapınacağım neredeyse yani o derece, ya da tren otakuları gibi bende yeni bir akım başlatıp metro otakusu olacağım. İstanbulda bu metro nimetinin kıymetini de iyice anladım tabi. Ücretlendirme sistemi en önemli şey metrolarda, pragda kafayı yemiştim bu yüzden yok bir dakkası var, yok bir hattı var, yok aktarması var, her biri ayrı ayrı bir garip ücretlendirmeli. Metronun işleyişi ne kadar basitse, turist için şehir o kadar eğlenceli oluyor bence.

    Hehehe! Teyzelerin amcaların falan durdurması çok hoşmuş, yirim ben onları.

    bb krem nasıl bir şeymiş, fondöten mi yoksa ciddi ciddi cildi beyazlaştırıyor mu? öyleyse bende almalıyım onlardan, cilt rengi konusunda kompleksim onlardan aşağı kalmaz.

    Vallahi bir hafta iyi kalmışsın, ben koreye hep 2 en fazla 3 gün yeter de artar diye bakıyordum, demek küçümsemişim memleketi XD

    1. aslında seul kart alıyorsun onun içine para yükletiyorsun, girişlerde ve çıkışlarda basıyorsun kendisi ücretlendiriyor. 1 hafta için 30.000 won yükletmiştim sadece 20.000 won harcamışım ve deli gibi gezdim yani. ucuz gibi geldi bana. prag’ta metro var mıydı ya? ben sadece otobüse bindiğimi hatırlıyorum. gerçi kaldığım yer şehir merkezine çok yakındı çoğu zaman yürümüştük ama çok yokuşlu bir şehir orası ya, yokuşu hiç sevmem 🙂

      bb cream bence süper bir şey, ama teninin rengine uygun olanı almalısın yoksa hastalıklı gibi duruyorsun. ciddi ciddi beyazlaştırıyor yani 🙂 ben kullandıktan sonra pudra ve allık da sürüyorum. aslında bu krem estetik ameliyat sonrası yara izlerini iyileştirmek ve kapatmak için bulunmuş, daha sonra kozmetik ürün olarak satılmaya başlamış.

      2-3 gün yetmez, gerçekten büyük bir şehir ve o kadar gezilecek görülecek yer var ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun. hele benim gibi kozmetikçiye girince kendini şaşırıyorsan hiç yetmez 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s