Yazı kategorisi: j-drama, k-drama, sinema

hatsuyuki no koi / virgin snow

bugün yoğun kar yağışı nedeniyle işe gitmedim 🙂 yıllık iznimden bir güne mal olsa da her sabah düşe kalka işe gitmek gerçekten zor. neyse bakalım inşallah yarın düzelir biraz. evdeyken biraz naif takılmak istedim ve hazır lee joon ki askerden dönmek üzereyken 2007 yılı yapımı filmini aradan çıkardım. başrolü japon oyuncu aoi miyazaki ile paylaşıyor. min babasının işi dolayısıyla japonya’ya gelmiş bir lise öğrencisidir. burada okula başlar ama tek kelime japonca bilmemektedir. bu sırada aynı lisede okuduğu nanae ile tanışır ve ilk görüşte birbirlerine aşık olurlar. olaylar gelişir.

aralarındaki dil ve kültür farkına rağmen aşkın her engeli aşabileceğini gösteren süper gaz bir film 🙂 çocuk japonca konuşmaya çalıştıkça bir anda kendimi gördüm, ama merak etmeyin benim japoncam ondan en az 10 kat daha iyi 😛 babasının mesleği olan çömlek yapımını sevmemesine rağmen sırf kızın üzerine resim yapabilmesi için çömlek yapmayı öğrenmesi çok tatlıydı.  birbirlerine korece ve japonca söz verdikleri sahneler de çok romantikti, kıyamam. yine klasik uzakdoğu klişesi araya bir süre ayrılık girdi ama ben artık alıştığım için rahatsız etmedi. ay zaten kızımız güzel, oğlumuz yakışıklı, ee birbirlerini de sevmişler, bize çok laf düşmez. bir yastıkta kocasınlar 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: sinema

x-men: first class

bu filmi de uzun zaman önce almış ancak uzakdoğu sağolsun izlemeye fırsat bulamamıştım. genel olarak x-men serisini sevdiğim için bu filmi de sevdim. hikayenin başını ve olayların nereden başlayarak geliştiğini, profesör xavier ile kankiyken magneto’nun nasıl dark side’a geçtiğini, mystique ve profesör xavier arasındaki ilişkiyi, x-men tayfasının nasıl toplaşıp bir araya geldiklerini, profesör xavier’in neden tekerlekli sandalyede olduğunu, beast’in nasıl beast olduğunu hep bu filmden öğreniyoruz. film nazi almanya’sında başlıyor ve magneto’nun çocukluğunu görüyoruz. bu sahneler onu motive eden faktörleri anlamamıza yardımcı oluyor. yine charles xavier’in çocukluğundan beri bir eli yağda öbür eli balda yetiştiğini öğreniyoruz. müzikleri, görüntüleri, hikaye anlatımı ve oyunculuklarıyla başarılı bir film. ben bir james mcavoy hayranı olarak onu charles xavier rolüne çok yakıştırdım, cuk oturmuş. bu filmden öğrendiğim ise hayat sizi kapıda kırmızı halı ile karşılıyorsa iyi olmak daha kolay 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: sinema

berlin kaplanı – ata demirer’den naif bir hikaye

cuma günü ablamla sinemaya gitmek için sözleşmiştik ama benim çok önemli bir toplantım artı yoğun kar yağışı nedeniyle cumartesiye kaldı. dün babamlarda buluştuk ve berlin kaplanı’na gitmeye karar verdik. yolda kuzenim, eşi ve çocuklarıyla da karşılaşınca bayağı kalabalık bir şekilde filmi izledik. filmi herkes beğendi ama sanırım en çok ben beğendim. açıkçası komedyenlere ve türk filmlerine karşı önyargılıyım. sinemada film izlemeyi de sevmem çünkü genellikle sinir harbi şeklinde geçer. ama ümraniye meydan’ın sinema salonları o kadar güzelki sadece filme konsantre olarak vakit geçirmeniz mümkün 🙂 ata demirer’in de eyvah eyvah 2’ye kadar ne bir gösterisini izlemiştim ne de filmini. ata demirer diye komediyle uğraşan biri olduğundan başka hiç bir şey bilmiyordum 🙂 eyvah eyvah 2’yi seyredince kendisinde farklı bir şeyler olduğunu farkettim 😀 neyse uzatmayayım da filme geçeyim.

başrollerde başlıca ata demirer, nevati bilgiç, tarık ünlüoğlu, nihal yalçın, özlem türkad, mert aran yer alıyor. ayhan kaplan almanya’da yaşayan, hayatını boks yaparak kazanmaya çalışan (ama bunda pek başarılı olamayan) aynı zamanda gece kulüplerinde korumalık yapan bir gurbetçi türk gencidir. bir gün kendisine sponsor olan kişiye borçlarını ödeyebilmek amacıyla maça çıkıp kaybetmesi gereken bir durum ortaya çıkar. bundan sonra ayhan kaplan boksu bırakacaktır. hem umutlarını kaybetmiştir, hem de panik atakları yaşamaya başlamıştır. kaybetmesi gereken maç sırasında yine bir atak gelir ve gözü hiç bir şeyi görmez, rakibini devirir. bu aşamadan sonra mafyadan kaçmaya başlar. tam bu sırada antalya’daki amcası rahatsızlanır. bundan faydalanmak isteyen amcasının damadı çok değerli arazilerini satmak ister ama bilmediği bir şey vardır ki arazinin yarısı yıllardır görmedikleri ayhan kaplan’a aittir. onu bulmak için almanya’ya gider ve onu antalya’ya getirir. bir şekilde onun imzasını alarak araziyi satmaya ve paraların üzerine konmayı planlamaktadır ve olaylar gelişir.

ata demirer, bu filmde resmen “oyunculuk nasıl yapılır?” dersi vermiş. almanya’da ve türkiye’de yaşamanın farklılıklarını, almanya’da yaşayan bir gurbetçinin yaşadığı kültür karmaşalarını çok iyi yansıtmış. konuşmaları, hal-hareket-tavırları, tepkileri, saç şekli ve giyim tarzı ile tam bir alamancıydı. türkiye’de alamancı diye yabancı olmanın, almanya’da türk diye yabancı olmanın ne demek olduğunu sanırım yaşamayan hiç kimse anlayamaz. o boşluk ve aidiyetsizlik duygusu insanları bambaşka kutuplara çekebilir. ayhan kaplan bu ikilimden kurtulmak için sporu seçmiş. antalya’ya geldiğinde bir aile olmanın verdiği özgüven ile yaşadığı değişim izlemeye değer.

ben bir komedi filmi izleyeceğim diye gidenler çok bir şey beklemesinler çünkü ata demirer bize naif bir hikaye anlatıyor insan olmakla ilgili. filmden o kadar etkilendim ki filmin sonlarına doğru çıktığı boks maçında gözlerim doldu ve kazanması için dua ettim 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: k-drama, sinema

my little bride

my little bride adından da anlaşılacağı üzere henüz lise öğrencisiyken evlenen bir kız hakkında. 2004 yılı yapımı bu sinema filminde başrolleri rae won kim (park sang min) ve geun young moon (seo bo eun) oynuyor. beşik kertmesi olan sang min ve bo eun, aile büyüklerinin zoruyla evlenmek zorunda kalırlar. sang min’in bo eun’un okuluna öğretmen olarak gelmesiyle işler daha da karmaşıklaşır ama bu evliliğe alışma süreci sırasında birbirlerine aşık olurlar.

ben filmi sevmedim. sebebi ne olursa olsun henüz lise çağındaki bir genç kızın evlenmesi hiç adil değil. ev işleri, okul ve bir kocayla başetmek, şaka gibi. bu tür durumları gördüğüm zaman halime şükrediyorum ama yine de bu etrafımızda bir sürü çocuk gelin olduğu gerçeğini değiştirmiyor. bu dünyanın her yerinde böyle. tamam bu bir film ve bir romantik komedi ama en azından kızı üniversite öğrencisi yapsalarmış süper olurmuş. gerçi kız çocuğun hakkından iyi geldi ama aşkları hiç inandırıcı değildi. gözümü açtım seni gördüm, yok böyle bir dünya. ben izledim, siz izlemeyin izlettirmeyin, böyle sapıklıklara prim vermeyin.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: k-drama

flower boy ramyun shop

bugün yazarım, yarın yazarım diye biriktirdiğim bütün konuları temizlemeye karar verdim 🙂 ilk olarak flower boy ramyun shop’tan başlayalım. dizimizin başrollerinde jung il woo (cha chi soo), lee chung ah (yang eun bi) ve lee ki woo (choi kang hyuk) yer alıyor. klasik zengin-yakışıklı oğlan, fakir-sıradan kız hikayesi. yang eun bi, öğretmen olmak için sınavlara hazırlanmaktadır ama stajyerlikten öteye geçememiştir. babasıyla problemleri vardır ve onunla görüşmemektedir. bir gün babası ölür ve onun ramyun dükkanını işletmeye başlamasıyla hayatı bambaşka bir yöne doğru ilerlemeye başlar.

bu benim için seyrettiğim ilk jung il woo dizisi. kendisi o kadar methediliyor ki ona merakımdan başladım diziye. daha sonra 49 days’e de başladım ama henüz 13.bölümdeyim bitince yazarım. ama şimdiye kadar izlenimlerime bakacak olursak hep aynı oynuyor. ruh bekçisi ile buradaki cha chi soo karakteri arasında hiç bir oyunculuk farkı göremedim. neyse ama hoş çocuk daha bu sektörden çok ekmek yer. bu dizide oynadığı karakter tam bir şımarık zengin çocuğu. onun da babasıyla problemleri var. aile olmanın ne demek olduğunu bilmiyor. tesadüfler tabiki kendisini yang eun bi ile sürekli bir araya getirince yavaş yavaş birilerine değer vermenin ne demek olduğunu öğrenmeye başlıyor. bir de kızın babasının ölümünden sonra ortaya çıkan choi kang hyuk karakteri var ki tamamen 2.oğlan kategorisini doldurmak için konulmuş bunun dışında olmasa da olur biri. kendisi katalizör gibi, tepkimeye girdi, tepkimeyi hızlandırdı ve tepkimeden çıktı 🙂 bunun dışında 2 tane sevimli karakter vardı. biri kim ba wool, diğeri de woo hyun woo. bunlar olmasaydı dizi evlat olsa bağra basılmaz yani. komedi unsuru kısmını çok iyi yerine getirdiler. bir de cha chi soo’nun açık bir ilişki yaşadığı bir kız vardı ki yani neyse bu saçma karakterden bahsetmek istemiyorum.

eğer vaktiniz bolsa, bir kaç yakışıklı çocuk göreyim biraz da güleyim istiyorsanız seyredilebilir. bunun dışında ilginç bir şey yok.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: müzik

d☆date – hem japonlar hem de dans edebiliyorlar

みんなさんこんばんわ。

geçen gün internette gezinirken d☆date diye bir grup keşfettim 🙂 haklarında çok fazla türkçe ya da ingilizce kaynak bulamasam da müthiş japoncamla kenardan köşeden tırtıkladıklarımı yazayım. love heaven grubun 4. single’ı. daha önce ato 1 cm no mirai, change my life ve day by day  isimli 3 tane daha single’ları var. seto koji, shunji igarashi, hirofumi araki ve arata horii’den oluşan grubun çıkış tarihi 2010. ben love heaven şarkısını çok sevince diğer şarkılarını da dinledim. genel olarak ortalamanın üzerinde olsa da love heaven kadar güzel değil hiç birisi. ben hem şarkıyı hem de çocukların danslarını çok beğendim. ne diyeyim hem japonlar hem de dans edebiliyorlar bu bile takdir etmek için yeterli 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: anime, müzik

mamoru miyano – en sevdiğim seiyuu

みんなさんこんばんわ。

まもるみやのは私の一番好きせいゆうですからこのひょうじしていをかきたいんですが。

mamoru miyano‘nun en sevdiğim seiyuu olduğundan daha önce bahsetmiştim. bu aralar çok yoğun olduğum için hafta içi yukarıdaki kolajı hazırlasam da yazmaya fırsat bulamadım. dışarıda kar yağarken, ben sahlebimi içerken benim izlediğim animeler içerisinde mamoru miyano’nun seiyuu’luğunu yaptığı karakterlerden ufak da olsa bahsetmek istiyorum.

  1. steins; gate / okabe rintarou: 2011 yılında yayımlanan ve zaman yolculuğu hakkındaki bir çok soruya mantıklı açıklamalar getiren bu animeyi çok sevmiştim. başlarda biraz karmaşık görünsede bir kaç bölüm sonra konunun hemen içerisine giriveriyorsunuz. buradaki karakterimizin arkadaşları arasındaki ismi “okarin”, kendi tanımıyla ise “çılgın bilim adamı”. biraz paranoyak ve kendi dünyasında yaşayan bu karakter, kendi kurduğu komplo teorilerinin içerisinde zaman zaman kaybolsa da ben özellikle kendi kendine telefonla konuştuğu sahneleri çok sevdim.
  2. fullmetal alchemist / ling yao: yine en sevdiğim ve her seyrettiğimde ayrı bir tat aldığım animelerden olan bu seride seiyuu’muz yan karakterlerden birini seslendiriyor. felsefe taşını bulmak için çin’den gelen ling yao bu süreçte baş kahramanlarımız ile yakınlaşır. iyi bir dövüşçü olmasının yanı sıra eğlenceli bir karakterdir.
  3. ouran high school host club / suoh tamaki: ” kiss kiss fall in love :)” bu animeyi sevmeyen taş olur benden söylemesi. her bir karakteri ayrı ayrı alıp incelenesi, hakkında post yapılası bir anime. esas oğlanımızı ise tabii ki mamoru miyano seslendiriyor. tamaki senpai, kalbi sevgi ile dolu, yapıcı, alışkın olmadığı durumlar içerisine girdiğinde ne yapacağını bilmeyen, vur ensesine al lokmasını sevgi açı bir karakter. en sevdiğim ve üzüldüğüm kişi kendisi aynı zamanda. her ne kadar narsist olsa da tatlı dili yüzü suyu hürmetine kendisine sevgimizi eksik etmiyoruz.
  4. vampire knight – vampire knight guilty / kiryuu zero-ichiru: mamoru miyano birbirinin devamı niteliğinde olan bu iki seride ikiz kardeşleri seslendiriyor. vampir avcısı bir aileden gelen bu ikiz kardeşler tamamen birbirinin zıt karakterlere sahipler. animede daha etkin rolü olan zero. kendisi yakışıklı, düşünceli, disiplinli yapısıyla bir çok fan edinmiş olsa da, zero mu kaname kuran mı tartışmaları süre dursun, bana göre  kaname kuran’ın eline su dökemez 🙂
  5. skip beat / fuwa shoutaoru: seiyuu’muz burada şarkıcı yönünü de ortaya çıkarıyor ve ünlü olmak için köyden büyük şehre gelen hırslı, bencil ve narsist bir karakteri başarıyla seslendiriyor. bu karakteri hiç sevmesem de animede çok önemli bir yeri olduğu su götürmez bir gerçek. yine bu animede tsuraga ren beyaz atlı prensimiz 🙂
  6. soul eater / death the kid: bu animeye konu olarak bayılmasam da çizimlerini ve renklerini çok sevmiştim. buradaki ana karakterlerden biri death the kid. kendisi simetri manyağı -hatta simetrik olmayan bir şey gördüğünde bütün konsantrasyonu yerle bir olabiliyor-, babasının shinigami olmasının verdiği sorumluluğu omuzlarında başarıyla taşıyan zeki bir karakter.
  7. tsubasa chronicle: tokyo revelations / shirou kamui: açıkçası my anime list sayfasını inceleyene kadar bu karakteri mamoru miyano’nun seslendirdiğini farketmemiştim. yan karakterlerden biri olduğu ve tsubasa chronicle’ın diğer serilerinde yer almadığı için olabilir sanırım. tokyo binasınında yaşayan insanların lideri olduğu dışında pek bir şey hatırlamıyorum, çünkü seriyi bitireli sanırım bir 3 sene kadar oluyor.
  8. starry☆sky / kagurazaka shiki. bu animeyi de daha bu hafta bitirebildim 🙂 astronomi lisesi’nde okuyan her biri ayrı burçları temsil eden 12 karakterin anlatıldığı bu animenin 13. karakteri 🙂 yılan burcu.
  9. durarara / kida masaomi: başlarda çok sarmayan ama 5.bölümden sonra ekranın başından ayrılamadığım, senaryo olarak anime dünyasına farklılık getiren bu seride ana karakterlerden biri olan kida’yı mamoru miyano seslendiriyor. oldukça eğlenceli, neşeli, dışa dönük ve enerjik olan kida, aslında saf görünüşünün altında bambaşka bir kişilik daha taşımaktadır. belki izlemek isteyen olur daha fazla detay vermeyeyim 🙂
  10. death note / yagami light: herhalde anime dünyasına ucundan bucağından dokunup bu animeyi izlemeyen yoktur. japonya’da japonya dışında meşhur olduğunun 10’da 1’i kadar bile meşhur olmayan bu animeyi izlememiş olanlar yabancı otakular tarafından aşağılanır ve küçük görülür. kalbim buna daha fazla dayanamadığı için ben de izledim tabii ki ve konusunu falan bir kenara bırak sadece yagami light’ın histeri krizlerindeki gülüşleri için bile seyredilebilir. manyak bu adam, ciddiyim. fazla zeka herkese zarar.
  11. uta no☆ prince-sama♪ maji love 1000% / ichinose tokiya: yine yakın bir zamanda bitirdiğim bu animeyi ve bu karakteri çok sevmiştim. olduğu gibi olmak isteyen ünlü bir şarkıcı olan ichinose’nin sahte bir kimlikle bir müzik okulunda yaşadıkları anlatılıyor. biraz gıcık bir karakter ama herkesin içinde hem iyilik hem de kötülük vardır değil mi 😀
  12. kimi ni todoke 2nd season / miura kento: bir anime aşkı ancak bu kadar güzel anlatabilir. her seyrettiğimde ertesi gün sevgi kelebeği şeklinde ortalarda geziyorum 🙂 mamoru miyano’nun seslendirdiği miura kento karakteri 2. sezonda animeye katılıyor ve farkında olmadan ( ya da olarak 😛 ) iki saf aşığımızın birbirine açılmalarını sağlıyor. biraz değişik bir karakter olsa da çok tatlı.

じゃまたね。