Yazı kategorisi: k-drama

49 days / 49 gün

49 gün, 2011 yılı başlarında yayımlanmış 20 bölümlük bir k-drama. başrollerinde lee yo won (song yi kyung), nam gyu ri (shin ji hyun), jo hyun jae (han kang), bae soo bin (kang min ho), seo ji hye (shin in jung) ve jung il woo (ruh bekçisi / song yi soo) yer alıyor. shin ji hyun, bir eli yağda öbür eli balda büyümüş, neşeli, saflık derecesinde iyi kalpli bir genç kızdır. kaderin kendisini birleştirdiği kang min ho ile evlenmek üzeredir. kankisi shin in jung’a nedime elbisesi göstermek için yola çıkmışken, song yi kyung’un kendini öldürmeye çalışması yüzünden gerçekleşen bir trafik kazasında komaya girer. bu sırada karşısına bir ruh bekçisi çıkar ve ona yanlışlıkla ölmek üzere olduğunu, eğer kabul ederse hayata geri dönebileceğini, etmezse asansöre binip öbür tarafa geçebileceğini söyler. geri dönebilmesinin şartı ise 49 gün içerisinde kendisi için dökülen 3 saf gözyaşı toplamaktır. ailesinden gelen gözyaşları kabul edilmemektedir. shin ji hyun bunu hemen kabul eder çünkü kendisini seven onlarca insan vardır. 3 saf gözyaşını çantada keklik görür. bunu yapabilmesi için gece çalışıp gündüz uyuyan song yi kung’un bedenini kullanmaya başlar ve para kazanabilmek için lise arkadaşı olan han kang’ın restorantında çalışmaya başlar. ama işler hiç de beklediği gibi gelişmez.

shin ji hyun karakterine başlarda pek ısınamadım. birinci sebebi kızın her tarafının estetik olduğu çok belli oluyordu ve resmen estetikten mimikleri kaybolmuştu, ikincisi ise saflık derecesinde iyi olması çok sinir bozucuydu. tamam iyi olmak iyi bir şey olabilir ama iyilik ile enayilik arasındaki sınır da çok ince, insan bu kadar da kör olmaz ki. neyse sonlara doğru bayağı olgunlaştı da biraz rahatladım. eh ne de olsa deneyimler insanı olgunlaştırır ve deneyim denen şey de hayatta yenilen kazıkların bileşkesidir. keşke bu kazıkları kazadan önce yeseydi de bambaşka bir hayatı olsaydı ama hayat adil değil işte. bu arada kaza sırasında üzerindeki elbiseye bayıldım, tıpkısının aynısından ben de istiyorum bir tane 🙂

song yi kyung karakteri de ilginçti. yani bir insan sevdiği birinin ölümünün ardından 5 sene yas tutabilir mi? bana çok mantıklı gelmedi. tamam o kişiyi ailesi gibi görüyordu ve öldüğü zaman da aralarında çözümlenememiş bir sürü olay vardı ama bu durumu aşamasa da kabullenebilir insan gibi geliyor bana. deneyimlemediğim bir şey büyük konuşmak doğru olmaz tabii. neyse sonunda kafasındaki soru işaretlerinin hepsi temizlendi de hep beraber rahatladık.

hang kang ise dizideki beyaz atlı prensimiz. zengin, yakışıklı, akıllı. her diziye lazım böyle bir karakter. ama hang kang’lar çoğalsaydı diziler bırak 16 bölümü 6 bölüm bile süremezdi. her olayı o çözdü sağolsun. shin ji hyun ile song yi kung’un arasındaki bağı bile o buldu aferin. ablam sağolsun ben de bunu önceden öğrenmiştim de çok şaşırmıştım. ben hang kang ile song yi kung’un kardeş çıkacağını bekliyordum. yeri gelmişken bu rolde oynayan jo hyun jae’e koreli erkeklerin kürdan bacaklara sahip olmadan da yakışıklı olunabileceğini gösterdiği için teşekkürü borç bilirim 🙂

kang min ho ve shin in jung ikilisi ise evlat olsa bağra basılmaz yani. 20 bölüm boyunca onları anlamaya çalıştım, empati kurmaya çalıştım ama yok yani yok. fakir bir ailede doğmak, zor şartlar altında yetişmek utanılacak bir şey değildir. herkes ağzında gümüş kaşıkla doğmuyor. ben bugün etrafıma baktığımda çoğunluğun benim gibi gelir durumu iyi olmayan ailelerden geldiğini görüyorum. ama herkes çalışmış, çabalamış, hayatta iyi bir yerlere gelmek için uğraşmış ve bunun için de kimseyi suçlamamış. doğmadan önce doldurduğumuz bir form yok bildiğim kadarıyla üzerinde “zengin bir ailede doğmak istiyorum.” ya da “güzel / yakışıklı olmak istiyorum.” gibi seçenekleri olan. varsa da sanırım ben kaydırma yapmışım 😛 nankörlük bunların yaptıkları. sadece shin ji hyun ve ailesine karşı bir nankörlük değil bu hayata karşı, kendi ailelerine karşı en önemlisi kendilerine karşı bir nankörlük. hadi kang min ho bir şekilde cezasını çekti de shin in jung’un bütün yaptıkları yanına kar kaldı. bak yine sinirlendim 😛

ruh bekçimiz ise çok tatlıydı. hafızası yerine gelene kadar olan bölümlerde çok eğlendim. kıyafetleri, hareketleri, süper telefon melodileri, sürekli bir çemkirmesi ile tam bir tatlı serseri iken hafızasına kavuşunca bildiğin maço erkek oldu ya… neyse tamam ben bir şey demiyorum 😀 ama minik tatlı ruh bekçimizi bile ağlattılar, gözyaşları sel oldu, kıyamam. hatta nasıl öldüğü gösterdikleri bölümde benim bile gözlerim doldu 😦

bu diziyi gülsümsan’la birlikte seyrettik. kendisi son bölümlerde o kadar çok ağladı ki sürekli yanımızda kağıt mendil tutmak zorunda kaldık 🙂 tabii birlikte seyredebileceğimiz zamanlar kısıtlı olduğu için sanırım biz de diziyi ancak 49 günde bitirebildik. neyse geç olsun güç olmasın. ben sonuna bayağı bozuldum açıkçası, çok gücüme gitti. o sebepten biraz sitemkar yazmış olabilirim, azıcık idare edin 🙂

izleyenin önemli notu: panik yapmaya gerek yok, dünyaya kazık atmadık hepimiz öleceğiz.

じゃまたね。

Reklamlar

49 days / 49 gün” için 2 yorum

  1. Konusu gerçekten ilginçmiş. Kore, japon dizilerinde artık dayanamayıp direk sonunu izleme gibi garip bir alışkanlık geliştirdim, umarım bunda da aynı şeyi yapmam ve umarım kötü bitmiyordur yüreğim kaldırmaz valla. Hem daha yeni en baştan buffy’ye başladım, bakalım ikisini bir arada götürebilecek miyim?

    1. ay seyretme biz çok ağladık, eğlenceli bir şeyler seyret 😀 buffy’yi ben üniversitedeyken seyrederdik bir de dawson’s creek. hey gidi günler hey.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s