Yazı kategorisi: k-drama

the king 2 hearts – olmuş bu olmuş

みなさんこんにちは。先週沢山仕儀地がありますから何も書けませんでした。すみません。

eğer senaristler batırmazsa, 2012 yılına damgasını vuracak, dillerden dillere dolaşıp efsane olacak bir dizi geçtiğimiz hafta içerisinde yayımlanmaya başladı. zaten başrol oyuncuları sebebiyle dört gözle beklenen bu dizi ilk 2 bölümüyle %19,3’lük bir izlenme oranı yakalamış. ben de taze taze izlemeyi bitirmişken hemen ilk izlenimlerimi yazayım dedim. ağır bir drama beklerken kara komedi görünce çok sevindiğimi belirterek hemen kısaca konusuna geçeyim: güney kore’de hala sembolik monarşi devam etmektedir. lee jae ha (lee seung ki) veliaht prenstir. abisi lee jae kang (lee sung min) kraldır. bunlar halka vergilerini kendileri için boşuna harcanmadığını ispatlamaya çalışmaktadırlar. lee jae ha buna pek hevesli olmasa da abisi bu konuda çok kararlıdır. 1989 yılında berlin duvarının yıkılışından çok etkilenmiştir, kuzey ve güney kore arasındaki ilişkilerin yumuşamasını istemektedir. bu amaçla woc (world officer championship)’a iki ülkenin birlikte katılmaları için anlaşmalar yapılır. 2 yılda bir düzenlenen bu organizasyona birleşmiş milletler üyesi ülkeler katılmaktadır. bu amaçla kuzey’den 3 kişi güney’den 3 kişi seçilir. güney tarafında esas oğlan, kuzey tarafında esas kız yer almaktadır. tatbikat ve eğitimler sırasında ikilimiz ufak ufak birbirine aşık olacaktır 😛

şimdi ben lee jae ha karakterini döverim. zaten forum sitelerinde kendisinden “jerk” diye bahsedilmiş 😛 ama olsun yakışıklı ve çekici çapkınımızın zamanla nasıl sürünen aşık olduğunu görmek eğlenceli olacak 😀 bu çocuğun işi gücü karı kız. kral olmak katiyen istemiyor, çünkü sorumluluklarının çok fazla olduğunu ve kral olmanın bir çeşit rol yapma olduğunu düşünüyor. zaten woc’a da askerden terhis olduğu gün katakulli ile katılmak zorunda kaldı. kuzey tarafında bir kadın olduğunu duyunca da kaşla göz arasında onunla aynı odada kalmayı başardı. şımarık çocuğumuz ne yapalım, zaten lee seung ki’ye bu tür roller çok güzel gidiyor. ama kıza yaptığı oyunlar ve şakaları hiç bir centilmen yapmaz. hele kızcağız içini döktü ya koca konusunda, bizim boşboğaz hemen gitti herkese anlattı çok ayıp. bir de “seni kadın olarak görmüyorum!” dedi ya aha da buraya yazıyorum çok pişman olacaksın çok.

kim hang ah (ha ji won) ise bir kuzey kore ajanı. kızımız güzel ve alımlı olmasına rağmen koca bulamamaktan şikayetçidir. bütün arkadaşları evlenip çoluk çocuğa karışmıştır ama etrafındaki erkekler hep onu kardeş olarak görmektedir. woc’a katılmak istememektedir ama general buna “katılırsan sana koca bulacağım!” der. böyle büyük bir adımı böyle küçük bir sebepten atar 😀 güçlü ve çalışkandır, aynı zamanda woc takımının lideridir. ama sonuçta bir kadındır. güney tarafına ilk geçtiğinde reklam panosunda hyun bin’i görünce hayallere dalmayı ihmal etmez 😛 kozmetiğe de meraklıdır. kuzey kore aksanına da bayıldım bu arada hemen belirteyim.

tabii ki bir de düşmanımız var. club m adındaki 136 ülkede faaliyet gösteren bu örgüt geçimini uluslararası silah ticaretiyle sağlamaktadır. lideri ruh hastası bir korelidir. ileride çiftimiz ve ülkenin başına bayağı bir çoraplar öreceği kesin. neyse, izleyelim öğrenelim.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: k-drama

wild romance – bir lee dong wook fiyaskosu

みなさんこんばんは。

şimdi size izlerken resmen işkence çektiğim, hatta 12.bölümden direkt son bölüme atladığım bir diziden bahsedeceğim. konusu kısaca şöyle: park moo yul (lee dong wook) bayağı agresif ama aynı zamanda çok da başarılı bir beyzbol oyuncusudur. bir takım yanlış anlamalar ve karışıklıklar sonucu yoo eun jae (lee si young) kendisinin korumalığını yapmaya başlar. iki karakter birbirinden nefret etmektedir, üstüne üstelik yoo eun jae rakip beyzbol takımının koyu bir hayranıdır. birden ortaya ruh hastası bir düşman çıkar ve bölümler boyunca bunun kim olduğunu bulmaya çalışırken çiftimiz birbirine yakınlaşır. tabii ki birden ortaya eski, unutulmayan sevgili çıkar falan filan işte.

ben diziyi hiç sevmedim, hatta scent of a woman’dan hayran olduğum lee dong wook hatırına bile izleyemedim. dizinin izlenme oranları da yerlerde sürünüyordu zaten. güzelim çocuğun köse suratına bıraktırttıkları sakal ve bıyık ile lee dong wook’un karizması da yerlerde sürünüyordu. neyse sonra yapımcılar da farkına varmış olacaklar ki kestirdiler ama berbat senaryonun ve oyunculukların yanında bir işe yaramadı ne yazık ki. yoo eun jae acayip antipatik bir karakterdi. salak olduğu yetmiyormuş gibi bir de garip garip mimikler falan ne o öyle. sonra çocuğun eski sevgilisi çıktı ya ortaya meğerse jessica isminde ünlü bir şarkıcıymış. kadın vokalleri sevmediğim için kendisini tanımıyordum, şimdi tanıyorum ama keşke tanımasaydım. ne kadar berbat bir oyunculuk o öyle. neyse esas kızın kankisi vardı kim dong ah (im joo eun) dizide evlat olsa bağra basılır bir o vardı.  sarkastik mi realistik mi tam olarak emin olamadığım bakış açısıyla bayağı ilginç bir karakterdi.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: mim

mim: üçü bir arada

sağbeyin sağolsun yine beni unutmamış mimleyivermiş. bu aralar pek sağlıklı olmadığım için yazmak istediğim bir çok şeyi yazamıyorum ama en kısa sürede toparlanıp bomba gibi yazılarla döneceğim 😛

mim 1 : en sevilenler

  1. en sevdiğin şeyler nelerdir? nelerden hoşlanırsın? : bu soru çalışmadığım yerden geldi 😛 genel olarak yaşamayı saçma bulsam da yaşamayı seviyorum 😀 kendim için bir şeyler yapmayı, yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum. tabii ki gezmeyi, yeni yerler görmeyi, bana bir şeyler katabilen insanlarla birlikte olmayı seviyorum.
  2. bilgisayarda nasıl vakit geçirirsin? : televizyon seyretmediğim için bilgisayarım ve ipad’im hayatımın önemli bir parçası. bilgisayarda genellikle bir şeyler indirip izliyorum. sosyal ağlarda (msn, twitter, facebook vs.) pek aktif değilim. bir de bilgisayar oyunlarını çok severim, bu yüzden oyun oynuyorum. ipad’imle de ya anime seyrediyorum ya da japonca çalışıyorum.
  3. en sevdiğin filmler nelerdir? : dersu uzala-akira kurasawa, dogville-lars von trier, 2046-won kar wai, dolls-takeshi kitano, all about my mother-pedro almodovar, big fish-tim burton
  4. şu aralar almak istediğin şey nedir? : iphone 4s
  5. şu aralar ne dinliyorsun? : pimsleur’s japanese 2

mim 2 : sordum cevapla

  1. hayatınız filme çekilirse adı ne olurdu ve hangi müzikler yer alırdı? : eklektik bir yaşam 😛 müzikleri de danny elfman hazırlayabilir, hayır demem.
  2. bir şeyleri değiştirme gücünüz olsa neyi değiştirirdiniz? : bu soru da çalışmadığım yerden geldi 🙂 sanırım önce en zoru denerdim. insanların kalplerini değiştirmeyi.
  3. sizi en çok etkileyen sinema sahneleri nelerdir? : papillon:  henri ışık almayan bir hücrede kalma cezası almıştır. buradayken bir rüya görür. çölün ortasında bir mahkeme kurulmuştur ve henri’nin cezası okunur: seni boşa geçirmiş olduğun hayatından dolayı suçlu bulduk. big fish: ed bloom’un sirkte hayatının aşkını gördüğünde zamanın durduğu sahne. 2046: uzay mekiğindeki android’in içinde bulunduğu bütün sahneler. bu hikayeyi çok sevmiş ve içselleştirmiştim. dogville: grace’in babasıyla arabada yaptıkları konuşma ve babasının grace’i bencillikle suçladığı sahne.
  4. yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş, senden başka hiç kimse yok. ne yaparsın? : evde oturur anime seyrederim.
  5. şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler? : one piece, spring waltz

mim 3: 5n1k

  1. ne? : kiraz çiçekleri dökülürken altında piknik yapmak
  2. nerede? : japonya’da
  3. ne zaman? : 3 hafta sonra
  4. neden? : canım öyle istiyor 😀
  5. nasıl? : sofra bezi, bento ve sakeyle
  6. kiminle? : arkadaşlarımla
Yazı kategorisi: gezi

menengiç kahvesi

geçtiğimiz hafta içinde diyarbakır’a gittim. güneydoğu anadolu’nun mutfağını çok severim, hem fiyatları ekonomik hem de yemekler çok lezzetli.  neyseki diyetimi bozmadan istanbul’a dönmeyi başardım 🙂 gittiğimiz bir restorantta yemekten sonra menengiç kahvesi önerdiler. ben daha önce içmeyi bırak adını bile duymamıştım. kahvenin her türlüsüne bayıldığım için denemek istedim. sütle pişirilen bu kahve yabani antep fıstığından yapılıyormuş ve urfa yöresinde çok meşhurmuş. görünüşü türk kahvesine benzese de tadı oldukça farklı. ben çok beğendim, denemenizi tavsiye ederim.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: j-drama

misaki number one

みなさんこんばんわ。

mart ayında yazı yazmamışım birikenlerden tamamlayayım hemen. misaki number one başrolünde karina (misaki) ve bir sürü gencin oynadığı, 2011 yılı yapımı seyret-unut bir dorama. misaki üniversite mezunudur ama erkek arkadaşının onu bir sürü borca kefil edip ortadan kaybolması sonucu paraya sıkışmıştır. buna çözüm bulmak için roppongi’de hosteslik yapmaya başlar. birkaç yıl sonra bölgenin en iyi okullarından birinin belalı öğrencilerine öğretmenlik yapması için bir teklif alır ve kabul eder. bundan sonra işi gücü bu çocukları adam etmeye çalışmaktır. süpriz son ise evet! hepsi adam oldular 🙂

bu diziyi neden izlemeye başladım tam hatırlamıyorum ama sanırım konser biletlerini aldığım ama kendileri hakkında pek bilgi sahibi olmadığım kis-my-ft2 grubu üyeleri oynadığı içindi. klasik bol problemli öğrencilere yardım eden anlayışlı öğretmen hikayesi. izlerken sıkılmadım ama izlemesem de ölmezdim.

じゃまたね。