Yazı kategorisi: müzik

kis-my-ft2 / kis-my-mint tour / tokyo dome

みなさんこんばんわ。日本へ行ったときコンサートに行きました。楽しいかった。

en büyük hayallerimden birisi de japonya’da kat-tun konserine gitmekti ama johnny’s sağolsun sadece kis-my-ft2 konseri biletlerini uluslararası satışa sundu, ben de “o kadar yolu gitmişken bir konser göreyim.” mantığıyla biletimi aldım. 2 tane bilet aldım ama kimse benimle gelmek istemiyordu. sonunda ablamı ikna ettim ve beraber gittik 🙂

konserin başlama saati 18.00, kapı açılış saati 16.00’dı. biz de çılgın bir kalabalık olacağını düşünerek, biletlerimizi de oradaki gişelerden teslim alacağımız için tam kapı açılış saatinde orada olacak şekilde tokyo dome’a gittik. çok kalabalık olmasına rağmen hiç kuyruk yoktu, çok büyük bir alan olduğu için doğru gişeyi bulmakta zorlandık ama hedefimize ulaştık 🙂 sonra bizi herkesin içeri giremediği bir kapıya yönlendirdiler. çantalarımız kontrol edildi ve dolambaçlı yollardan içeri girdik. sonra gözlerimize inanamadık çünkü meğer uluslararası bilet alanlar sahne önündeki özel ayrılmış koltuklarda oturuyorlarmış 😀 yerimize oturduğumuzda saat 17.30 civarıydı ve biz türk mantığıyla konserin 19.00’dan önce başlamayacağına karar verdik 🙂 içeride yaklaşık 50 bin kişi vardı ve erkek olarak sadece yer gösteren görevliler vardı. kızlar çılgın gibi çığlık atarak ve ellerindeki zımpırtıları sallayarak konseri bekliyorlardı.

yanımızdaki iki kızdan biri bana dönerek konuşmaya başladı ki bu dialog da çok eğlenceliydi.

-en sevdiğin üye kim?

-bilmem, adlarını bir sayabilir misin?

-x, y, z bla bla.

-hepsini çok beğeniyorum 😛

-gerçekten mi 😀 biz bu konser için hong kong’tan geldik.

-ben aslında kat-tun konserine gelmek istiyordum ama bilet bulamadım.

-aaa ben de kat-tun’u çok severim. orada en sevdiğin üye kim?

-kamenashi kazuya 🙂

biz böyle dedikodu yaparken saat 18.00 oldu ve bir de ışıklar kapandı, lazerler, konfetiler ortaya çıktı, yanmalı patlamalı bir olaylar oldu ama üyeler ortada gözükmedi 🙂 sonra kafamızı kaldırdık, bir de ne görelim üyelerimiz uçarak sahneye iniyorlarmış 😀 atmosfer çok güzeldi, ablam bile benim zorumla gelmesine rağmen eğlenmeye başlamıştı. herkes yerine oturmuş, ellerindeki ışıkları sallayarak şarkılara eşlik ediyordu. bu beni çok şaşırttı hakkaten herkes yerine oturmuş konseri izliyordu 🙂 ortalarda dolaşan, konuşan kimse yoktu, bütün salon nasıl söyleyeyim: çok muntazamdı 🙂 bizdeki konserlerde kimin ne yaptığı belli olmaz, sürekli ortalarda gezinen birileri olur ya, hah işte onlardan yoktu. hatta biz konserden erken çıkmak isteyince görevliler bize kapıya kadar eşlik ettiler, erken çıkmak istememiz onlara garip gelse bile 🙂 konser yaklaşık 2 saat sürdü ve şovlar müthişti. fotoğraf çekmek yasak olmasına rağmen ben ipad’imle fotoğraf çekerken yakalandım. adamın biri kollarını kocaman bir X yaparak bana doğru koşunca ipad’ime el koyacaklar diye korktum ama uyarıp gitti. sonra hiç sesimi çıkarmadan koltuğumda oturarak el çırpmak suretiyle konserin kalanını tamamladım 😛

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 1 – osaka

みなさんこんにちわ。ただいま 🙂

herkese merhaba. döneli bir hafta olmasına rağmen fırsat bulup yazamadım çünkü baştan savma bir şeyler karalamak istemedim. gideceklere benim gibi sudan çıkmış balık gibi olmamaları için detaylı bilgi vermek istedim. umarım okurken benim orada eğlendiğim gibi eğlenirsiniz. hadi bakalım başlayalım.

nisan ayı içerisinde, yani hanami zamanı japonya’ya gitmek en büyük hayalimdi. bu sebepten ayarlamaları yapmak üzereyken özlem aradı ve thy’nin osaka kampanyası olduğunu söyledi. hemen 31 mart çıkışlı biletlerimizi aldık ve sabırsızlıkla günü beklemeye başladık. çünkü yaklaşık 2 ay kadar önceden biletlerimi almış bulunduğumuz için günler geçmek bilmedi 🙂 sonradan ablam ve özlem’in bir tanıdığı da bize eklenince planları 4 kişilik yapmaya başladım. tabii ki ben mükemmel bir organizatör olduğum için “0” hata ile gidip döndük. kaldığımız yerler, ulaşım yöntemlerimiz, biletlerimiz gibi hiç bir konuda hiç bir aksilik çıkmadı 🙂 kimse yapmasa da ben buradan kendime teşekkür ediyorum. dünyanın öteki ucuna bir çok tur firmasının bile becermekte zorlandığı 2 haftalık bir organizasyon yapmak hakkaten kolay değildi. yazışmalar, e-posta gönderip almalar, rezervasyon değişiklikleri, en ekonomik ulaşım ve konaklama yollarını bulmak için bayağı çaba sarfettim aferin bana 😀

uçak saatimiz 22.30 olmasına rağmen tam saat ayarlamasının olduğu hafta sonu uçtuğumuz için gece 2 gibi uçağımız havalandı ve 12 saat kadar süren bir yolculuktan sonra osaka kansai havaalanına japonya saati ile 18.00 gibi ulaştık. japonya gmt +9 yani bizim ülkemizden 6 saat ileride. havaalanı yapay bir ada üzerine inşaa edilmiş. japonya da türk vatandaşlarına vize istemeyen nadir modern ülkelerden biri. daha önce forum sitelerini okuyup bayağı bir gözümü korkutmuş ve başımıza gelecek her türlü aksiliğe karşı planlarımı yapmıştım ama 2 saat kadar vize kuyruğu beklemek dışında can sıkıcı bir durum başımıza gelmedi. hatta pasaport görevlisi ne bana ne de ablama tek bir soru bile sormadı. parmak izimizi alıp fotoğrafımızı çektikten sonra 90 günlük vizemizi hemen verdiler. başka ulaşım yolları da olmasına rağmen direkt gittiği için biz havaalanı shuttle’ını tercih ettik. sanırım 1500 yen ödedik. zaten bu fiyatı ödeyince çok pahalı bir ülkeye geldiğimizi hemen anladık 😛 meğerse bu daha buz dağının görünen tarafıymış. evet dünyanın en pahalı ülkelerinden birine gittiğimizi biliyordum ama bu kadarını da beklemiyordum. bir şişe 500 mL su 120 yen yani yaklaşık 3 lira. benim gitmeden önce h&m’den 49 tl’ye aldığım ayakkabı japonya’daki h&m’de 130 liraydı. yani bütün fiyatları türkiye fiyatlarıyla en az 3’le çarpabilirsiniz. dolayısıyla bavulumu götürdüğüm gibi geri getirdim 😀 bol bol vitrin baktık, bir çok şeyi çok beğenip pahalı diye almadık 🙂

osaka (大阪) kelime anlamıyla büyük tepe demek. 2.6 milyon nüfusuyla japonya’nın 2. büyük şehri. kalacağımız yer mikuni’deydi. umeda’da inip yolumuza tren ile devam edecektik ama bir de ne görelim, her şey ama her şey japon harfleriyle, daha çok da kanji ile yazılmış. sanırım yıllarca kapalı bir toplum olarak yaşadıkları için “yabancı biri gelir de buralarda başının çaresine nasıl bakar?” diye düşünmemişler. allahtan mikuni (三国) benim bildiğim kanjilerle yazılıyordu. sonra bilet makinesinin önünde kısa çaplı bir şok yaşadıktan sonra çakma rehber olarak bir kızcağıza hangi duraktan gidebileceğimizi sordum. o da bilmiyordu ama sağolsun elinden geleni ardına koymadı ve sağsağlim trenimize bindik. daha sonra indiğimizde yine bir kaos bekliyordu bizi. elimizdeki haritayı okuyamıyorduk 😀 sonra ben bir manga dükkanına girip adres sordum ve tarifi alıp yolumuza koyulduk. bu arada ben genelde japonca kullanmama rağmen japonların ingilizce bilgisinin korelilerden kat be kat daha iyi olduğunu söyleyebilirim. yani japonca bilmeden de japonya’da çok rahat seyahat edebilirsiniz. neyse sonra bir yaşlı teyze bizi elimizde harita sürünürken gördü de elimizden tuttuğu gibi kalacağımız yerin kapısına kadar getirdi. gittiğimiz şehirler arasında en sevdiğim yer osaka’ydı yine yeri gelmişken söyleyeyim.

meğerse osaka’nın obaachan’ları meşhurmuş. bizde de olur ya her mahallenin bir muhtarı, bunlar da aynen öyle 🙂 hatta ertesi gün kapının önünde sigara içerken bir tanesi gelip üzerimdeki montu nereden aldığımı sordu. ben “türkiye’den.” deyince türk olduğumuza çok sevindi ve türkiye hakkında sohbet etmeye başladık. meğer ninem gelmiş de her bir yerini de gezmiş. kapadokya’ya bayılmış. bu arada kapadokya japonların gözünde türkiye dendiğinde ilk akla gelen yer. istanbul, izmir, antalya yalan yani 🙂 zaten ne zaman kayseri’ye gitsem uçak japon dolu olur, boşuna değilmiş demek 🙂 e be nineciğim o değil de sen benim japonca bildiğimi nereden anladın 😀

“japonya’da nasıl toplu taşıma bileti alınır?” konusunu başka bir yazıda işleyeceğim o yüzden gezdiğim gördüğümü yazayım. osaka’da başlıca gezme görme yerleri umeda, shinsaibashi ve namba. umeda şehrin ana arteri gibi bir yer. bütün ulaşım yolları buradan dağılıyor. shinsaibashi ve namba daha çok alışveriş yerlerinin olduğu yerler. lüks mağazalar ve restorantlar bu bölgelerde. vivien westwood mağazası bile gördüm düşünün artık. aynı zamanda universal stüdyoları da osaka’da yer alıyor ki buna da başka bir yazımda değineceğim.

gittiğimiz yerlerden biri osaka’nın sembollerinden birisi olan osaka kalesi. buraya metro, otobüs veya jr hattını kullanarak rahatlıkla ulaşabilirsiniz. 8 katlı kalenin her bir katında tarihi olayların anlatıldığı, heykellerin ve değerli eşyaların sergilendiği yerler mevcut. yani kaleyi müzeye çevirmişler. giriş 600 yen. en tepesine çıktığınızda teras gibi bir yer var, etrafında dolaşarak bütün yönlerden kuşbakışı osaka’yı seyredebiliyorsunuz. çevresindeki bahçe de çok güzeldi. evlenmek üzere olan bir çok çift düğün fotoğraflarını çektirmek için buraya gelmişlerdi. ama sakuralar daha tam olarak açmadığı için görmek istediğimiz görüntüleri göremedik 😦

daha sonra japonya’da inşaa edilen ilk budist tapınağı olan shitennoji tapınağı’na gittik. buraya giriş de 300 yen’di. üstelik burası elimize ingilizce tanıtım broşürü verdikleri tek tarihi yer olarak da benim için ayrı bir önem taşıyor 😛  bir çok budist burada ölülerinin ruhuna dua edip, bir kağıda isimlerini yazıp yakıyorlardı. sonra da dumanında ellerini sallıyorlardı. fotoğraf çekmek yasak olduğu için çekemedim ama duvar süslemeleri çok güzeldi. ölüler için hazırlanmış yemekler ve buda heykelleri arasında gezilmesi gereken hoş bir tapınaktı. burası hakkında komik bir anım da var. japonca-türkçe-ingilizce kafası karışmış bir fatma hikayesi 🙂

teyze tapınağın bahçesini temizlemektedir. fatma hayran hayran etrafı izlemektedir. derken 2 tane amerikalı gelip teyzeye tuvaletin yerini sorar. ama tuvalet için “restroom” kelimesini tercih ettikleri için teyze anlamamaktadır ve şaşkın gözlerle bakmaktadır. fatma hemen duruma müdahale eder ve japonca olarak tuvaletlerin yerini sorar. teyzenin yüzü aydınlanır ve tarif etmeye başlar. aldığı cevaptan memnun ve gururlu fatma amerikalı gençlerimize dönerek “şuradaki binayı görüyor musun? işte onun etrafından dolaş hemen arkasında.” birden gençlerimiz mavi ekran olur ve fatma neden mavi ekran olduklarını anlayamaz. sonra ablası gülmeye başlar. o zaman anlar ki tuvaletlerin yerini türkçe tarif etmiştir. hemen gençlerden özür diler ve ingilizce olarak tarif ederek durumu kurtarır. ama kulaklarına kadar kızarmaktan da kurtulamaz 😀

gittiğimiz bir başka yer de umeda sky building. burası da doğu ve batı kuleleri olmak üzere 170’er metrelik 2 gökdelenden oluşan bir bina. en üst katına ücret ödeyerek (700 yen) çıkabilir ve osaka’yı gökyüzünden seyredebilirsiniz. iki bina birbirlerine yürüyen merdivenlerle bağlanmış. tabii ben bunu önceden farketseydim hayatta çıkmazdım. yerden 170 metre yükseklikte yürüyen merdivenle karşı binaya geçmek zannedildiği kadar heyecanlı değil. tabi benim o gün roller coaster’a binmemden adrenalin şokunda olmamın da etkisi olabilir. bir günlük o kadar korku bana yetmemiş olacak ki bunu da deneyimledim. yok kardeşim ben yaşamayı çok seviyormuşum da haberim yokmuş. ayrıca buraya da yazıyorum bir daha kimse beni o yürüyen merdivenlere bindiremez 🙂

sonra gittiğimiz en güzel ve samimi bar da buradaydı. kaldığımız yerin yakınında “rock away” diye bir yer görünce özlem’le hemen birer sake içmek gittik ama ne yazıkki ellerinde yoktu biz de bira içtik. yine çok eğlendiğim bir hikayeye konu olan bu bardaki barmen çocuk ve kız çok tatlıydı. zaten bar 10 kişilik ve masa yok. herkes barın önüne doğru oturuyor ve içkilerini içerken barmenlerle ve birbirleriyle sohbet ediyor. iş çıkışı uğrayıp bir bira içip evine giden çok kişi vardı. biz ilk içeri girdiğimizde hemen dikkat çektik takibiki. montlarımızı çıkarıp yerlerimize otururken bizim hakkımızda konuşmaya başladılar. tabii ki bende japonca bilen insan tip yok 😀 ben de neler konuştuklarını özlem’e tercüme edip, anladığımı belli etmedim 🙂 bir 5 dk kadar sonra barmen geldi ve ne içeceğimizi sordu. ben de japonca sipariş verdim. bir anda ortalığı bir sessizlik kapladı ve şok olmuş bir sürü japon suratı gördük 😛 sonra birisi dönüp “japonca biliyor musun?” diye sordu ben de çok az bildiğimi söyledim. “az önce konuştuklarımızı anladın mı?” dedi. ben de ” anladım.” dedim. sonra beraber japonca sohbet etmeye başladık ki biraz garip olmasına rağmen çok eğlenceli bir ortamdı 🙂 bir türk, japonya’da bir barda bırak japonca konuşmayı, japonca espri yapıyor 🙂 herkes çok eğlendi, hatta japonya’da geçirdiğim en eğlenceli geceydi bile diyebilirim 🙂

じゃまたね。