Yazı kategorisi: müzik, mim

mim: favori kliplerim

sevgili sağbeyin beni mimlemiş favori k-pop kliplerim başlığı altında ama benim bilgim bu konuda yeterli değil, klip genelde izlemem, hatta bazen çok sevdiğim, yıllardır takip ettiğim bir şarkıcının yüzünü görünce şaşırırım “aaa bu muymuş!” diye. beni mazur görmesini rica ederek mim’i biraz genişletiyorum hadi bakalım beğenecek misiniz bakalım 😀

1.emilie simon – flowers

hem sözleri çok tatlı, hem de klip. baştan sona bayılıyorum 🙂

2.erasure – love to hate you

özellikle yanar dönerli klavyenin ve su dolu podyumun hastasıyım.

3.dj shadows – six days

fazla söze gerek yok, yönetmeni wong kar wai.

4.elton john – believe

bu amcamı da hiç sevmem ama bu şarkı ve klibin yeri bir başka.

5.korn – did my time

korn, angelina jolie, tomb raider, bir insan hayattan daha fazla ne isteyebilir ki 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: sinema

ice age – continental drift

bu filmi izleyişim de tabii ki macera dolu 🙂 kısaca anlatayım sonra devam ederim yine asıl hikayeye. benim minik, tatlı kerem oğlum’a ice age 4’e vizyona girer girmez beraber gideceğimize dair söz vermiştim. aynı zamanda iş arkadaşım meryem’le de bu filmi beraber izlemek istiyorduk. cuma günü vizyona giren film için ayarlamalarımızı ucu ucuna yaptık çünkü ablamlar tatilden perşembe günü dönüyorlardı. zeynep kızım da gelecekti. sonra canberk de bir işi dolayısıyla izmir’den geldi, erdem de konferans vermek için cumartesi amsterdam’a gidecekti, 1 gün önceden bursa’dan geldi derken ben iptal etmek için kerem oğlum’u aradım ama o kadar tatlı bekliyordu ki gitmemizi bu konudan bahsedemedim. sonuçta hep beraber filme gittik ahahaha. ablamla eniştem filmin sonunda çocukları almaya geldi, biz de taksim’e gittik 😀 bu arada hepimiz de filmi çok sevdik.

buz devrinde bu bölümde kıtalar ayrılmaya başlıyor ve kahramanlarımız biribirlerinden ayrı düşerken maceradan maceraya koşuyorlar. manny ve ellie mink mamutlarını büyütmüşler, hatta kızımız aşkı bile öğreniyor, scrat meşe palamudu cennetine düşüyor, diego da aşkı öğrenen tayfadan, sid ise yine olanca saflığıyla (ve salaklığıyla) bizi güldürüyor. 2003 yılında beri takip ettiğimiz kahramanlarımız bu sefer korsan macerası yaşıyorlar ve biraz daha büyüyüp, arkadaşlıklarını pekiştiriyorlar.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: anime

yamato nadeshiko shichi henge – anime

私はオタクじゃない。ただアニメが好きです。

yine ben 😀 bu animeyi de izleyeli bayağı oluyor. daha önce dizisini izleyip burada konusu hakkında yazmıştım. diziyi ve kamechan’ı çok sevdiğim için bir de 2006-2007 yılları arasında yayımlanan 25 bölümlük animesini izleyeyim dedim ama çok beğenmedim. dizi animeyi ezmiş gitmiş benden duymuş olmayın. karakter çizimleri, konuların işlenişi vs. genel olarak başarılı değil, izlemesem de olurmuş yani. animenin tek beğendiğim yanı sunako’nun chibi halleriydi. bodik bodik yürüyüşünü yerim ben onun ne tatlı 😀

じゃまたね。

Yazı kategorisi: sinema

dark shadows – bir tim burton filmi

herkese merhaba;

bir tim burton hayranı olarak daha vizyona girdiği ilk gün seyrettiğim bu film hakkında fırsat bulup yazamadım. başıma neler geldi neler onları anlatacağım ama önce en azından taslak postlarımı bitireyim 🙂 bu film de her zamanki gibi tim burton, helena bonham carter ve johnny depp akşam viskilerini içip sohbet ederken “ya dark shadows diye bir dizi vardı, ne de çok severdik biz onu.” sözlerinin ardından gerçekleşlen beyin fırtınası sonucu ortaya çıkmış 😛 dark shadows hakkında çok fazla olumsuz eleştiri okudum ve benim nacizane fikrim şudur ki bu filmi beğenmeyen bir daha tim burton filmi seyretmesin 😀 biraz önceki uydurmasyon hikayemin kahramanları çok yakın arkadaşlar, bunlar dünyayı bizim gördüğümüz gibi görmüyorlar, yetenekliler ve en önemli nokta denizde kum onlarda para. onlar kendilerini eğlendiriyor, biz izliyoruz, izlerken biz de eğleniyorsak ne de güzel dondurma 😛 bir makalede özellikle johnny depp’in barnabas collins rolünü oynamak için bu filmi tim burton’a çektirdiğini okumuştum ve bana oldukça inandırıcı gelmişti yani. alice cooper’ı bile oynatmışlar daha ne diyeyim 😀

dark shadows vakt-i zamanında (1966-1971) yayımlanmış kült bir diziden uyarlama. başrollerinde johnny depp, helena bunham carter, michelle pfeiffer ve eva green yer alıyor. barnabas collins zengin bir ailenin çapkın oğlu. evin hizmetçisiyle fingirderken birden gerçek aşkı bulur ve onunla birlikte olmaya karar verir. evin hizmetçisi aslında bir cadıdır ve “ya benimsin ya kara toprağın!” diyerek yakışıklı oğlumuzu bir vampire çevirir sonra da bir tabutun içerisinde gömer. aradan 200 yıl geçer ve bir yol yapım çalışması sırasında tabut açılır. barnabas 1972 yılındaki evine ve ailesine geri döner. tabii cadımız angelique bouchard bütün kasabayı ele geçirmesine rağmen hala barnabas’tan vazgeçmemiştir. ve olaylar olabilecek en absürt şekillerde gelişir.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: anime, gezi

ghibli museum – mitaka

みなさんこんばんは。

30 ağustos için tatil planlarımı yaptım, süprizli bir yere gidiyorum. o zamana kadar japonya yazılarımı bitireceğim diye kendime söz verdim 🙂 hemen masamın üzerindeki notlarla başlıyorum. ghibli müzesi‘ne, peşime takıp taaa japonya’ya sürüklediğim blog arkadaşım vilarant ile gittik. müze mitaka inokashira park’ın içerisinde yer alıyor. buraya ulaşmak için shinjuku istasyonu’ndan yaklaşık  20 dk. süren bir yolculukla mitaka istasyonu’na geliyoruz. kuzey kapısından çıkıp biraz ilerleyince diğer gaijinlerle birlikte bizi müzemize götürecek otobüse binip inerken 200 yen ödüyoruz. japonya’da otobüse arka kapıdan biniliyor ve inerken ön kapıda şoförün yanındaki bilet makinesine paranızı atarak ödemenizi yapıp iniyorsunuz. bozuk paranız yoksa yine bu makinede para da bozdurabiliyorsunuz. durağı kaçırmaya da pek imkân yok çünkü bir sonraki durağın ismi otobüsün içerisinde yazıyor, aynı zamanda anons da ediliyor.

müzeye giriş için belirli saatler var. biletin üzerinde bu giriş saati yazıyor. söylemeyi unuttum bileti herhangi bir lawson‘dan alabilirsiniz. yalnız bilet makinesinin ingilizce menüsü de olmasına aldanmayın, yarısına kadar ingilizce ilerlese de sonra birden bire japoncaya dönüyor. çekinmeyin çalışanlardan yardım isteyin 🙂 ben bileti alırken çoğu giriş saatine yer kalmamıştı. bu sebepten 2-3 gün önceden almakta fayda var diye düşünüyorum. şimdi bileti de buldum. 2012.4.9, 16.00, 1000 yen yazıyor 🙂 biz biraz erken gittiğimiz için parkın etrafında dolaştık.

içeri girerken totoro kapıda karşıladı bizi 🙂 sonra içerideki ana girişte satürn tiyatrosu’nda izlememiz için birer bilet verdiler. denizin içerisinde geçen çok duygusal bir kısa bir filmdi.  konuşma ya yoktu ya da çok azdı. detayları tam hatırlayamayacak kadar yaşlıyım, ama hayır kerem’in dediği gibi daha kırk yaşında bile değilim 🙂 içeride fotoğraf çekilmek kesinlikle yasak, ben konserde bir kere yakalanıp utançtan yerin dibine girdiğim için kaçak çekmeyi de göze alamadım. kesinlikle içinde yetiştiğin toplum ahlak anlayışını doğrudan etkiliyor. sonra bir animenin nasıl yaratıldığına adım adım şahit olduk. bütün dekorasyon ghibli stüdyosu animelerine uygun olarak hazırlanmıştı. kendinizi bir masal evinin içerisinde gibi hissedebilirsiniz. miyazaki kesinlikle gökten zembille inmiş aha da buraya yazıyorum bak, sonra demedi demeyin 🙂 sonra labirent şeklindeki binayı gezdikten sonra “yaşasın kapitalizm!” diye çığlıklar atarak kendimizi müzenin hediyelik eşyacısında bulduk. ben totoro yapbozu ve arabam için totorolu anahtarlık aldım. nausicaa küpesi aradım ama bulamadım 😦 zaten yeni animelere ağırlık verilmişti genel olarak. çıkışta mugiwara kissaten’de biraz soluklanıp yürüyerek istasyona geri döndük. iyiki de yürümüşüz, japonya’da gördüğüm en güzel evler ve sakura ağaçları buradaydı sanırım. buna çok yakın bir de kyoto’da gördüm ki bu da başka bir konu ve başka zaman anlatılmalı.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: karışık

tanabata (七夕) – yedinci ayın yedisi

orihime ve hikoboshi isimli birbirine aşık yıldızların senede bir defa samanyolu’nda kavuştukları zaman olan yedinci ayın yedinci günü japonya’da festival olarak kutlanıyor. kökeni çin mitolojisine dayanan bu kutlamalara yıldız festivali de deniliyor.  bizim hıdrellez’de yaptığımız gibi genci yaşlısı çeşitli dilekleri tanzaku denilen ince uzun kağıtlara yazıp bambu ağaçlarının altına asıyorlar. özellikle aşk hakkında yazılanların gerçekleşeceğine inanılıyor. sakın kaçırdık, bu sene de sevdiğimize kavuşamayacağız diye üzülmeyin çünkü biz güneş takvimine göre bakıyoruz aslında lunisolar takvime göre bakmamız lazım ki o zaman da 2012 senesi için 24 ağustos tarihine denk geliyor.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: müzik

milos & milli reasurans oda orkestrası

geçtiğimiz hafta içi bir toplantı için şehir dışındaydım, büyük ihtimalle gülsümsan’la 4 ay önceden biletleri aldığımız etkinliği kaçıracaktım ama neyseki vaktinde yetişebildim, hatta hızımı alamadım sultanahmet köftecisi’nde köfte bile yedim 🙂 hatta ve hatta yeni işi şerefine hesabı gülsümsan’a bile ödettim ama sanırım o ödemedi mükemmel kocası ödedi ama neyse bir dahakine acısını çıkartırım 😀 erken gitmemde toplu taşımayı kullanmamın da büyük etkisi vardı. uzun zamandır vapura da binmemiştim çocuklar gibi şendim ve giderken çok rahat da gittim de dönerken anam ağladı resmen. gayet şehrin göbeğinde bir yerde oturmama rağmen ulaşım aracı bulmakta bayağı zorlandım. neyse bu da başka bir konu ve başka zaman anlatılmalı 🙂

aya irini’nin akustiğini çok beğeniyorum. sanırım burada ilk defa can atilla’nın mevlana oratoryosunu dinlemiştim. ondan sonra her fırsat bulduğumda büyük, küçük demeden buradan etkinliklere katılmaya çalıştım. hakan şensoy şefliğinde bir klasik müzik konserini ise hiç kaçıramazdım 😛 milli reasürans oda orkestrası 1996 yılında kurulmuş ve bir çok başarılı konsere imza atmış. 110 dk’lık programın ilk yarısında bizet’in carmen süiti’ni seslendirdiler. ikinci yarıda karadağlı ünlü gitarist milos ile birlikte joaquin rodrigo’nun concierto de aranjuez, re majör’ü çaldılar. carmen benim en sevdiğim operalardan biri olduğu için ve her izleyişimde gözyaşlarımı tutamadığım için, ayrıca milos sahneye 30 dk gibi kısacık bir süre ayırdığı için sanırım ben ilk yarıyı daha çok beğendim. milos ayrıldıktan sonra konser devam etse de tadı kaçtı ne yazıkki. dolayısıyla milos’un ne kadar iyi bir gitarist göremedim ama en azından ne kadar yakışıklı bir erkek olduğunu gördüm 😛 milli reasürans oda orkestrası’nı ise nerede bulsam dinleyeceğim 🙂

じゃまたね。