Yazı kategorisi: mim

mim: acayip sorular

onsuz mimsiz kalacağım arkadaşım sağbeyin beni şu yazısında mimlemiş. bu aralar acayip bir hayat yaşıyorum vallahi ben bile yetişemiyorum kendime, o sebepten hemen kısa kısa yazayım blog boş kalmasın 🙂

1.çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığınız öğrendiniz. kalan 1 yılınızda ne yapardınız?

başına gelmeden konuşmak kolay tabii ama şu anki ruh halimle konuşacak olursak pek umurumda olacağımı zannetmiyorum. sonuçta dünyaya kazık atmadık, hepimiz öleceğiz. hatta ölüm bile bir gün ölecek. ha bir gün önce ha bir gün sonra benim için farketmez. o son bir yılı acı içerisinde, sürünerek geçirmediğim sürece normal hayatıma devam ederim sanırım.

2.fobileriniz, takıntılarınız var mı? varsa nelerdir?

korku filmlerinden çok korkuyorum. yanımda bahsedilmesinden bile hoşlanmıyorum. hatta geçenlerde bir grup korku filmi fanı arasında kaldım da ortamdan koşarak uzaklaştım. takıntı sayılır mı bilmem ama bir şarkıyı sevdiysem, hangi dilde olursa olsun şarkıyı ezberleyene kadar üstüste dinlerim 🙂

3.bir sabah kalktınız ve dünyada kimsenin kalmadığını öğrendiniz. ne yapardınız?

oh ne güzel hayat 🙂 okunacak o kadar çok kitap, izlenecek o kadar çok film/dizi vs var ki vakit geçer elbet.

4.dünyayı dolaşmak isteseydiniz ilk hangi ülkeden başlamak isterdiniz. ve neden ?

bitli turist modunda olsa da kendi çapımda dünyayı geziyorum zaten. “gitmezsem öleceğim hastalığı” oluşturan ülkeler ise arjantin ve butan. kısmet bu işler, bir bakarsın yarın da başka bir ülkeye gidivermişim 😛

5.itiraf edin,prens/prensese dönüşür tesellisiyle kaç kurbağa öptünüz?

ben prenses değilim ki prens arayayım, dolayısıyla hiç kurbağa öpmek zorunda kalmadım 😀

6.en son yaşadığınız küçük düşürücü,unutamadığınız bir olay?

aklıma gelmedi bir türlü, pas 😦

7.asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?

ipad, parfüm, ilaçlarım.

8.hayatınızın bir kitap/film olmasını isteseydiniz, hangi kitap/film olmasını isterdiniz?

ihsan oktay anar’ın yazdığı herhangi bir kitap, wong kar wai’nin çektiği herhangi bir film olabilir. özellikle seçecek olursam puslu kıtalar atlası ve 2046 🙂

9.en yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk  denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiğinizde ne yapardınız?

hiç düşünmem giderim. bir de uzay diye bahsedilen yer dünyayı kapsamıyor değil mi?

10.isviçre’li bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı deneyen ilk kişisiniz. hapı kullandıktan sonra ilk yapacağınız şey nedir ?

aynaya bakarım 😛

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 2 – tokyo

みなさんこんばんわ。今日は東京について何か書きたいです。楽しみにおねがいします。

herkese merhaba. bugün uykuya yenik düşmeden hemen aklımda kaldığı kadarıyla tokyo’dan bahsedeyim. bol fotoğraflı az yazılı olsun bu sefer 🙂 tokyo’dayken k’house tokyo oasis‘te kaldık, hem fiyatları çok uygundu, hem de bitli turist olarak dünyayı gezen biri olarak kaldığım hosteller içerisinde en temiz, en eğlenceli (flyingpig‘le yarışır yani), en merkezi, en süper personelli, en rahat yataklı hosteldi. üstelik çamaşır makinesi ve kurutma bedavaydı 🙂 asansörü bile vardı ne diyeyim. hatta kyoto’da kaldığımız hosteldeki amcaya asansör sorunca beni aşağılamasına da burayı örnek vererek engel oldum 😀 osaka’dan tokyo’ya ise willer express ile gece yolculuğu yaparak gittik. otobüsler son derece rahattı ve yol boyunca uyuduk. ama şimdiki aklım olsa hiç uğraşmam, kıyarım paraya, alırım bir japan rail pass ver elini hokkaido, ver elini hiroşima dağ bayır bedava gezerim. toplu taşıma biletleri ile ilgili yazımı ise vilarant yazısında güzelce bahsettiği için yazmayacağım 🙂

“gezdiğin gördüğün senin olsun, ne yedin ne içtin onu anlat!” diyecek olursanız ki uzun yıllardır japon kardeşlerimizle dillerini öğrenecek kadar kanki olmama rağmen japon mutfağı kültürüm suşi’den ibaretmiş ve ben balık yemediğim için doğal olarak suşi’yle de aram yok hiç. “ühühü güney kore’deki gibi aç kalacağım, yazık bana!” nidâları eşliğinde başladığım yolculuğumu “yakitori olsa da yesek!” diye bitirdim. o dangolar, o okonomiyakiler, yeşil çaylı dondurmalar, gyûdon ve yanında servis ettikleri benim istanbul’a döndükten sonra yapmaya uğraştığım ama beceremediğim mükemmel zencefil turşusu benishôga, oy oy olsa da yesek 😀 hiç bir şey çok ekşi, çok tatlı, çok tuzlu değil. tam damak zevkime göre. belki çok daha lezzetli, güzel yemekleri de vardır ama dediğim gibi ben bitli turistim lüks restorantta yemek yemem 😀

tokyo, kelime anlamı olarak doğunun başkenti demek. 35 milyon nüfusuyla dünyanın en büyük şehri. bana kalsa burada en az bir hafta kalmak lazım ama biz programımız dolayısıyla 4 gün kalabildik. dolayısıyla gezemediğimiz bir sürü yeri oldu. bir de ben tokyo’dayken çok hastalandım, hiç keyfim yoktu, mızmızlığım da üzerimdeydi, diğerlerinin gezip gördüğü bazı yerlere gidemedim, odamda yattım uyudum 😦 benim gittiğim yerler ueno park, asakusa, akihabara, ginza ve shibuya.

ueno park, asakusa’ya çok yakın ve zaten bizim kaldığımız yer de asakusa’nın yan sokağındaydı. hatta bir gün ablamla yürüyerek gidip döndük. aynı zamanda tokyo’da en sevdiğim yer burasıydı. o sakura ağaçlarının altında oturup zamanın durmasını diledim. o parkın içindeyken sanki bir kartpostalın içerisinde gibi hissediyorsun, “fatma harikalar diyarında!”. bu parkın içerisinde japonya’nın en önemli müzelerinden biri olan japon milli müzesi de yer alıyor. asakusa ise tokyo’nun en eski ve en meşhur  tapınaklarından birisi. kendime ve zeynep’e omamori‘yi de buradan aldım. zeynep’te işe yaradı umarım en kısa zamanda bende de işe yarar 😀 burası aynı zamanda tam bir turistik alışveriş cenneti. kimonolar, yelpazeler, ejderha figürleri, tişörtler hepsi burada hem uygun fiyatlı hem de bol çeşitli.

akihabara’ya giderken çok heyecanlıydım, çünkü burası benim için “vadedilmiş topraklar!”. gidince ufak çaplı bir hayal kırıklığına uğradım. bu tamamen burayı benim gözümde çok fazla büyütmemle ilgili tabii ki. ben gidince cosplay yapan insanlar boynuma çiçek takarak beni karşılayacak zannediyordum sanırım ama basit bir reklam panosuyla “hoşgeldin!” demeyi tercih etmişler 😛 burası elektronik ağırlıklı bir yer. aynı zamanda sizde acayip derecede satın alma isteği uyandıran ama tamamen lüzumsuz bir sürü şey de burada satılıyor. ablam bana dr.who’nun telefon kulübesi şeklinde kül tablası aldı mesela, ben de kendime dizüstü bilgisayar için tuş çoğaltıcı aldım. anime ve manga severler için bir cennet olduğu da doğru. ama bizim burada ağzımızın suyunu akıtarak izlediğimiz animelerin çoğunu japon kardeşlerimiz bilmiyor bile 😀 açıkçası benim seyrettiğim animeler içerisinde en çok fan eşyası bulunan one piece’ti. hatta diyorum ki iyiki gitmeden bu animeye başlamışım yoksa orada tamamen kör cahil kalacakmışım. yani orada aslında hiç bir şey bilmediğimi öğrendim 😀 maid cafe’ler de vardı ama gidersem kendimi daha da süper baka gaijin gibi hissedeceğim için gitmedim. yanımda bir erkek olsaydı belki giderdim 😛

ginza ve shibuya alışveriş ağırlıklı yerler. shibuya daha orta halli kalırken, ginza gayet bizim bağdat caddesi’nin 3 gömlek üstü modunda. gelsin dior’lar, gitsin channel’ler. sonuç olarak çok güzel bir şehir olsa da bir bütün olarak tokyo’yu sevmedim. bana çok fazla istanbul’u, buranın karmaşasını, soğukluğunu ve kalabalığındaki yalnızlığını hatırlattı. unutmadan bir de japon imparatorluk sarayı‘na gittik ki buranın da içerisine giremiyorsunuz, sadece bahçesinin etrafını gezebiliyorsunuz. biz yarısına kadar dolaştık yaklaşık 1 saatimizi aldı, sonra yorulduk, başka bir yere gittik.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: kitap

ihsan oktay anar – yedinci gün

gerek twitter’da olsun, gerek instagram’da olsun bilimum sosyal medya alanında belirttiğim, heyecanımı paylaştığım gibi burada da ihsan oktay anar’ın 6.kitabı “yedinci gün”ün eylül başında yayımlanacağını duyurmak istedim. benim için insanlar 2’ye ayrılır. ihsan oktay anar kitabı okuyanlar ve okumayanlar. ihsan oktay anar’ı okuyanlar da ikiye ayrılır. sevenler ve sevmeyenler. çok açık ve net bir biçimde söylüyorum ki bu adamın kitaplarını okuyup da sevmeyen varsa -ki ben hiç tanımadım- lütfen beni de sevmesin. ana dilim türkçe olduğu için, türkçe okuyup anlayabildiğim için gurur duymamı ve kendimi şanslı hissetmemi sağlayan insandır kendisi. özledik seni uzun ihsan efendi.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: k-drama

big – hong kardeşlerin nazar değmiş dizisi

müslüman ülkeler arasında bir araştırma yapmışlar en çok hurafelere, nazara, üç harflilere, büyüye inananlar türkiye’den çıkmış. “eee öyle olmasa matbaa osmanlı’ya bu kadar geç gelir miydi?”den başlayan ve sonsuza uzanan bir çizgi çizmek istemediğimden konuyu hemen dizimize ve gözümüzün nuru, en sevdiğimiz güney kore’li senaristler hong kardeşlere getireyim. şimdi bu kardeşler the greatest love’dan my girl’e, you’re beautiful’dan my girl friend is a gumiho’ya hepimizin kalplerinde yer etmiş güzelim dizilere imza atarak olimpiyatlara yolcu edilen türk sporcular gibi omuzlarda taşınırken, birden ne olduysa -üstelik benim en sevdiğim oyuncuları oynatarak- bir skandala yol açmayı başardılar. elbetteki kötü bir dizi izlemedim, hatta çok ama çok sevdim ama vallahi sonu değildi beni rahatsız eden, hızını tutturamayan senaryosuydu. bazı konuların üzerinde lüzumsuz durularak 1-2 bölüm geçerken, en can alıcı noktaları 1-2 dakika içinde çözmeye çalıştılar, ne yani derdiniz nedir güzel kardeşim? nazar bence nazar nazar 😀

seo yoon jae (gong yoo) ve kil da ran (lee min jung) nişanlı bir çifttir. yoon jae, kil da ran’a sevgisini belli etmekte zorluk çekerken, kil da ran aptal aşığın 2 aşama üstü seviyede yoon jae’yi sevmektedir. onun hatalarını ve eksikliklerini görmezden gelmektedir. doktor olan esas oğlanımız ilgisizliğine mesleğini kamuflaj olarak kullanmaktadır ama bence hayatının sorumluluğunu almaktan aciz, oidipus kompleksli bir kaybedendir. en sevmediğim insan tiplerinden biri kötü biri değil ama iyi de değil, öyle tavşan pisliği gibi ne kokar ne bulaşır. neyse kızımız ise öğretmendir ve okuluna amerika’dan transfer bir öğrenci olan kang kyung joon (shin won ho) gelir. bu çocukcağız görür görmez öğretmenine aşık olmuştur. bir gün bir kaza sonucu yoon jae ile kang kyung joon’un bedenleri yer değiştirir ve olaylar gelişir.

bunların yanında 2 tane obsesif aşık kadın karakterimiz de var. ben ikisini de sevmediğim için pas geçiyorum. hele o suzy’nin oynadığı jang ma ri karakteri var ya evlat olsa bağra basılmaz, rezalet. ama kil da ran’ın kardeşi ve ma ri’ye aşık kil choong shik (baek sung hyun) karakterine bayıldım bayıldım.

seo yoon jae’nin bedenindeki kang kyung joon ve kil da ran aşkı çok güzeldi. öküz seo yoon jae’den sonra kil da ran’ın kendisine ilgi gösteren ilk erkeğe aşık olması çok normal bence. kız vur ensesine al lokmasını sevgi açı ne yapsın? kızı bir kere bile yargılamadım, hatta seo yoon jae’nin onu gerçekten sevmiş olduğunu öğrendiğinde bile yargılamadım. sevgi yoon jae’nin ki gibi bir şey değil, kang kyung joon’unki gibi bir şey. aferin yaşı küçük ama kafa çalışıyor 😀 ay bir de panda boyadıkları sahne var ki o bölüm baştan sona çok tatlıydı. yerim ben onları 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: sinema

the amazing spider-man

herkese merhaba;

düzenli ve sağlıklı bir yaşama geçiş çerçevesinde bu güzel cumartesi sabahına erken saatlerde başlamış bulunmaktayım. sizin daha poponuzda pireler uçuşurken ben uyandım, kahvaltımı yaptım, hatta ve hatta biraz one piece bile izledim. sonra kolajlarıma bakarken spiderman’in kolajının hazır olduğunu ama yazısının yazılmadığını farkettim. aslında shibuya’yı istila eden zombiler ve japonya’da yaşama isteğini tetikleyen unsurlar temalı bir yazı yazacaktım ama kısmet bu işler hep 🙂

the amazing spider-man, marvel’in beşyüzbinmilyon aynı kahraman-farklı seri hikayesinden biri. bu seride kahramanımız hem güzel, hem akıllı, hem de onu seven gwen stacy ile hem romantik, hem de sürükleyici maceralara koşuyor. başrollerinde spidey olmak için fazla bebek yüzlü andrew garfield ve çemçük ağızlı emma stone’un oynadığı bu film yine mükemmel aynı zamanda bahtsız bedevi amerikanya’nın düşmanlarından kurtuluşunu anlatıyor yani kitsch bir hikaye, kitsch bir film. neyseki ben kitsch olan her şeyi çok severim 😀 hele o iş makinelerinin cadde üzerine burunlarını uzatmak suretiyle spiderman’e yol hazırladıkları sahnede neredeyse gözyaşlarıma olamayacaktım. god bless america.

じゃまたね。