Yazı kategorisi: j-drama

rich man, poor woman – gönüller zengin olsun

kendimi çok iyi hissetmediğim için hafta sonu sokağa adımımı bile atmadım belli oluyordur sanırım 🙂 güzel bir şey izleyeyim, ruhum dinlensin, kendimi iyi hissedeyim derken bu dizide karar kıldım. açıkçası oguri shun’un milyon tane dizisini seyretmeme rağmen kendisine bir türlü ısınamamıştım. hep bir soğukluk, hep bir yapmacıklık hissediyordum oyunculuğunda. üstelik yakışıklı da bulmuyordum ama… ama işte shunkun meğerse efsane olacağı rolü bulamamış, evlenene kadar da olgunlaşamamış. evet oguri shun ismini, kendisini gençlik dönemlerinde hiç beğenmediğim, yaşı ilerledikçe karizma olan erkekler kategorisine brad pitt’in ardından yazıyorum. aferin shunkun, ganbarimasu.

hikayemizin adıyla pek alakası yok, aslında var da yok. zengin erkek, fakir kız ismini görünce insanın ilk aklına gelen bir külkedisi hikayesi ama öyle değil. natsui makoto (ishihara satomi), üniversiteden mezun olmak üzeredir. gördüğü her ilana başvurmaktadır ama hiç olumlu yanıt alamamaktadır. gittiği iş görüşmeleri hep çok kötü geçmektedir. bu kızımızın müthiş bir ezber yeteneği vardır, çok çalışkandır ama kendini ifade etmek konusunda bayağı bir çekingendir. bir gün hyuga toru (oguri shun)’un başkanı olduğu next innovation şirketinin mülakatına gider. bir şekilde (çok spoiler, söyleyemeceğim) başkanın ilgisini çeker ve ezber yeteneğini kullanmak üzere geçici olarak işe alınır. hyuga toru (bu arada ismine bayıldım) bir dahidir ve her dahi gibi bir takım takıntıları ve aşırılıkları vardır. kendine güveni çok fazladır ve etrafındaki insanlara değer vermemektedir. gördüğü insanların adını ve yüzünü hatırlayamadığı bir hastalığı vardır. bölümler ilerledikçe farkedeceğimiz gibi kendisi aynı zamanda bir öküzdür. makotosan’la birlikte çalışmaya başladıkça kalbi değişmeye başlar ve olaylar gelişir.

ben hikayeyi, oyunculukları, müzikleri yani bir bütün olarak diziyi çok sevdim. japon dizilerini çok sevmemin sebebi sanırım çok hayatın içinden olması. olayların hiç biri abartı değildi, hepsi insana dair, hayata dair parçalardı. makotosan’ın toru’ya aşkı, toru’nun makotasan’a aşık olduğunu anlamaması, yenilen dost kazığı hepsi ama hepsi sokaktan geçen herhangi bir insanın başına gelebilecek şeyler. makotasan’ın yavru ördek gibi her yerde toru’nun peşinden girmesi, toru’nun farkında olmadan kızın sözünden hiç çıkmaması çok tatlıydı. yine toru’yu kendine örnek alan makotasan’ın gelişimi çok güzel işlenmişti. yavaş yavaş kendine güveni geldi ve hayatta ne yapmak istediğine karar verdi ki, kendisini çok takdir ettim. aşık oldun diye hayatından vazgeçmedin aferin. daruma bebeklerine eşlik eden bir japon halk şiirinde dendiği gibi;

böyledir yaşam
düşersin yedi kez
kalkarsın sekiz kez

じゃまたね。

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s