Yazı kategorisi: sinema

django unchained – tarantino, bildiğin tarantino…

djangodün akşam canberk’le animeler hakkında dipsiz bir kuyuya dalmışken biraz sonra gülşah’la birlikte tarantino’nun son filmini izleyeceğini söyledi. ehh ben de rüştünü ispat etmemiş filmleri seyretmeyi ya da kitapları okumayı vakit kaybı olarak gören bir çakma entelektüel olarak tarantino sevmeyen akademinin tarantino’yu aday yapmasından etkilenerek bir ara filmi seyretmeye karar verdim. tayland’tan alacağım pırlanta yüzüğü seçmek için kemal gelince “tarantino’nun son filmini izleyelim mi?” deme gafletinde bulundum. gaflet diyorum çünkü bilseydim daha hazırlıklı başlardım filmi seyretmeye. gerildikçe kendimizi yemeğe vuracağımız patlamış mısırımız bile yoktu. biz de ceviz, fındık, kahve ve elma ile idare ediverdik 😛 saçmalıyorum şu anda biliyorum ama biraz kafamı dağıtmam lazım, hala filmin etkisindeyim çünkü 🙂

filmlerinin çoğunu seyretmiş ve beğenmiş olsam da tarantino hayranlığım yok açıkçası. işini yaparken severek yapan ve eğlenen birisi. herkesin kendini bir şekilde ifade etme tarzı vardır, bu adam da böyle ifade ediyor, abartmanın da lüzumu yok bence. tarantino bu filmde açıkça ırkçılığı ve köleliği eleştirerek büyük bir aşk filmi çekmiş. bol kanlı, bol kopan kol-bacaklı, kendi içerisinde tutarlı-sarkastik dialoglu (klu klux klan’cıların at üzerindeki muhabbetleri gibi) ve tabii ki olmazsa olmaz muhteşem müzikleri ile bu film tam bir tarantino, bildiğin tarantino… filmi izlerken düşündüğüm şey ise insanların geçmişleriyle barışık olması gerektiği gibi, ülkelerin de tarihleriyle barışık olması gerektiğiydi. gelebilecek her türlü tepkiye rağmen bir ülkenin tarihine leke süren bir dönemi gündeme getirebilmek ve bunu kabul edip yaşayabilmek güzel bir şey bence. içinde yaşadığım toprakların en büyük sorununun bu olduğunu düşünüyorum çünkü. hatalarımızla yüzleşip onları kabul edip düzeltmeye çalışmak yerine ya halının altına süpürüyoruz, ya olmamış gibi yapıyoruz ya da “oldu!” diyenlere “sus!” diyerek hatayı hatayla kapatmaya çalışıyoruz. ne yazıkki tarih kazananların tarihi, ama bu kazananların haklı olduğu anlamına gelmiyor.

filmimizdeki olaylar kuzey-güney savaşı başlamadan önceki dönemde geçiyor. django (jamie foxx) bir köledir ve dr.king schultz (christoph waltz) isimli alman bir kelle avcısı tarafından satın alınır. dr. schultz’un amacı aradığı 3 kişiyi bulmasında django’nun yardım etmesidir. bu yardımı sonucunda ona özgürlüğünü verecektir. bunu kabul eden django ile beraber bir yandan kelle avcılığı yaparken ve bir yandan da django’nun köle olarak satılan karısını calvin candie (leonardo dicaprio)’den geri almaya çalışırlar. ve olaylar gelişir.

film boyunca hiç kötü oyunculuk görmesem de yine de sümüklü jack’ten psikopat calvin candie’ye doğru uzun ve başarılı bir oyunculuk sergileyen leonardo dicaprio’yu çok beğendiğimi belirtmek isterim. yine çok geç keşfettiğim christoph waltz da ırkçılığa karşı alman kelle avcısı rolünde harika iş çıkarmış. ağzına iki tane tokat atmak istediğimiz kahya stephen rolündeki samuel l. jackson’a ise jüri özel ödülünü veriyorum.

じゃまたね。

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s