Yazı kategorisi: anime

psyco-pass – サイコパス

burası insanların ruhsal durumlarının ve kişisel eğilimlerinin ölçüldüğü bir dünyadır. insanların eğilimleri ve ruhsal durumları her türlü kayıt edilirken, bu değerleri yargılamak için kullanılan değere psyco pass denir.

psycopass1

takip ettiğim sezonluk animeler birer birer finallerini yapıyorlar. başlarda biraz konuya adapte olmakta zorlansam da en iyilerinden biri bence psyco-pass. karakterleri karakterli animeleri seviyorum ne yapayım 🙂 olaylar yakın gelecekte geçiyor. sibyl adı verilen bir sistem ile japonya yönetilmektedir. bu sistemin amacı halkın huzurunu sağlamaktadır. bunu da her yere konulan kameralar ve güvenlik sistemleri ile insanların psyco-pass’larını ölçerek yapmaktadır. pysco-pass’ı belirli bir seviyenin üzerine çıkanlar, bunun yükseklik derecesine göre ya tutuklanarak rehabilite edilmekte ya da öldürülmektedir. bunu sağlayan bir de halk güvenliği bürosu vardır. bu büro müfettişler ve av köpeği diye adlandırılan insanlardan oluşmaktadır. av köpekleri vakt-i zamanında dürüst ve örnek insanlar olup zamanla psyco-pass’ları yükselen kişilerden oluşmaktadır. bunların büyük kısmı da eski müfettişlerdir. yaşadıkları olaylar ve şahit oldukları durumlar sebebiyle ister istemez suçlu seviyesine çıkan bu kişiler müfettişlerin denetiminde güvenlik sisteminin devamlılığını sağlamaktadır. mükemmel bir psyco-pass derecesine ve güçlü bir adalet duygusuna sahip tsunemori akane, sınavlardan en yüksek notu alarak bu büroda müfettiş olarak çalışmaya başlar. av köpeği ise eski iş arkadaşının makishima shougo isimli bir suçlu tarafından öldürülmesinden sonra müfettişliği bırakmak zorunda kalan kougami shinya’dır. ve olaylar gelişir.

psycopass2

animeyi bilim kurgu-aksiyon olarak sınıflandırsak da hikayenin felsefik yönü beni daha çok etkiledi. özellikle son bölümlere doğru sibyl sistem’in gerçek yüzü ortaya çıktıkça yaratılan huzurun sanallığı beni rahatsız etmeye başladı. her ne kadar ütopik bir gelecek gibi tasvir edilse de aslında insanlar basbayağı distopik bir gelecekte yaşıyordu. psyco-pass’ın ölçülmesini engelleyen bir maske takan suçlunun herkesin gözü önünde bir kadını paramparça etmesi ve insanların bunu film gibi izlemesi  bunun en güzel örneği. kusursuz bir nihilist ve psikopat bir katil olarak seride arz-ı endam eden makishima’nın aslında son derece kültürlü ve ince zevkleri olan bir entelektüel olması, sadece sistemin yanlışlığını göstermek için suç işlemesi ona karşı sempati duymamıza yol açabiliyor. ne de olsa suç katsayısı yüksek olsa bile, genetik olarak nominator adı verilen psyco-pass ölçümüne göre çalışan silahlara karşı dirençliydi. psyco-pass’ı ne kadar yüksek olursa olsun, sistem karşısında masum bir vatandaştı. istediği tek şey ise sistemin koyuna çevirdiği insanların kendi doğalarını yaşamalarıydı. akane ve kougami animenin “doğru” karakterleri olarak gösterilse bile bana göre makishima bu animenin en “doğru” karakteriydi.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: anime

amnesia – genç kızların beyaz atlı prensleri

amnesia

bu animeye ilginç çizimleri sebebiyle başladım ancak içerik olarak beni hayal kırıklığına uğrattı. zannedersem ki video oyunlarından uyarlanmış animeleri beğenmiyorum. çizimleri hakkaten ilginçti, özellikle gözleri çok beğendim. karakterler genel olarak -shin hariç- vasattı. özellikle başroldeki kıza sinir oldum. bu kadar salak, boş, lüzumsuz bir başrol olamaz. kızın 12 bölümlük anime boyunca ağzından toplasan 3 tane farklı kelime çıkmadı. sürekli bir ortalarda salak salak dolanıp özür dileme modunda. insan içinde bulunduğu durumu hiç mi sorgulamaz, hiç mi “n’oluyor kardeşim?” demez anlamadım gitti. shin kardeşimi ise ne istediğini bilen ve evrenden evrene değişmeyen karakteri sebebiyle kutluyorum. erkek dediğin öyle yanar döner olmaz aferin. bir forumda okuduğum gibi, eğer yalnız, erkeksiz bir ergenseniz, etrafınızda bir sürü yakışıklı erkek olsun ve hepsi benim olsun diyorsanız bu anime tam size göre 🙂 neyse, konusu ise şöyle: salak kızın teki 1 ağustos sabahı hastanede gözlerini açar ve geçmişe dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. birden kendisinin erkek arkadaşı olduğunu iddia eden biri ve kendisinden başkasının görmediği orion isimli bir peri ortaya çıkar. bu peri ile hafıza kaybının nedenlerini merak ederlerken, tekrar bir kaza geçirir ve uyandığında tekrar kendini 1 ağustos tarihinde bulur. bu sefer erkek arkadaşı başka biridir, her kaza geçirdiğinde başka bir evrene geçmektedir, dolayısıyla erkek arkadaşı da değişmektedir. ve olaylar gelişir.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

tayland seyahatim – 3 – yol maceraları

koh samui’den otobüsle bangkok’a döndük. daha dakika bir gol bir otobüsümüz arızalandı ve bir benzincide durup tamir olmasını bekledik. sanırım yarım saatten fazla sürdü. herkes benzincinin marketinden yani seven eleven’dan alışveriş yaparak vakit öldürdü. gözlemlediğim kadarıyla tayland’daki benzincilerin marketleri genelde seven eleven tarafından işletiliyor. marketlerin yanı sıra hemen hemen bütün mahallelerde de bu zinciri görmek mümkün. arka sıramızda oturan bir çocuk durmadan yiyordu zaten, seven eleven’ı görünce kendinden geçti ahahaha. iyi-hoş-sevimli çocuktun da şekerim o haşlanmış sosisi otobüse sokmayacaktın. önümüzde de avrupa yakışıklısı bir çocukla, tay seksisi bir hatun oturuyordu. bunların bir de çocukları vardı ama sabaha kadar vikvikvik rahat durmadı. hastaydı galiba bilemedim. gece yolculuğu yaptık ve bu sefer molada yemek yedik 🙂 önceden yazdım mı hatırlamıyorum ama mola yerinde otobüs biletinizi göstererek ücretsiz yemek yiyebiliyorsunuz. nasıl anlatsam bilemedim, böyle 20 kadar masanın olduğu bir salon var. her masanın etrafında 6 tane tabure var. masaların üzerinde de 6 tabak, 6 kaşık, 6 çatal var. ben tayland’da sofralarda hiç bıçak görmedim desem yalan olmaz. neyse, sonra masanın ortasında haşlanmış pirinç, papaya salatası, bir çeşit tavuk yemeği ve kurutulmuş balık vardı. bunların içindeki kaşıklarla tabaklarınıza yiyeceğiniz kadarını alıyorsunuz. ne bileyim bana çok ilginç geldi 🙂 tam yemeğin ortasında bir tane çocukcağız gelip bize “bu ne!”, “bu ne!” diye sormaya başladı. özlem tabii farklı kültürlerden insanlarla çokça vakit geçirdiği için hemen anladı ve çocuğa müslüman olup olmadığı sordu. evet cevabını alınca ben de dedim “merak etme koçum, biz de müslümanız, şunu şunu yiyebilirsin!”, çocuk pek inanmış gözükmese de teşekkür ederek eşinin yanına gitti. bu sırada ben artık kahve krizinden ölmek üzere olduğumdan seyyar kahveciden kahve aldım hemen mola yerinde 🙂 bindiğimizden beri şoförü gözüm tutmadığından ben tilki uykusu uyudum, ayrıca çok mutsuz ve huzursuzdum. neyse artık bangkok’a bayağı bir yaklaşmışken birden sağanak yağmur başladı ve otobüs sağa sola kaymaya başladı. dedim “o kadar koştura koştura ölümüme geliyormuşum!”. neyse mucizevi bir şekilde kurtardı amcam, sonra da bağırıyor “it’s ok!” diye. nesi ok, bunca yıldır yollardayım bu kadar ölümün ucundan dönmedim. şimdi aklıma geldi, bu olaydan önce polis otobüsümüzü durdurup kimlik kontrolü yaptı ve bir kişiyi tutukladı, ahahaha maceraya gel 🙂

tayland5

bangkok’a varır varmaz taksici amcalar başladı peşimizde dolanmaya. bangkok’ta yaşayanların yarısı taksici yada tuktukçu ve bunların %95’i sizi kazıklamaya ya da kandırmaya çalışıyor. pazarlık yapmadan hiç bir taksiye binilmiyor. amcamlar taksimetre açmaktan nefret ediyorlar çünkü taksi fiyatları çok ucuz. seninle pazarlık yapıp taksimetre fiyatından yukarıya götürüyor, taksimetre aç derseniz basıp gidiyor. tuktuklar içinde her yerde uyarı yazıları var. işte siz diyormuşsunuz x tapınağına gideceğim, o da sizi oranın arka kapısına götürüp “bugün kapalı, başka tapınağa gidelim!” diye bangkok’un yarısını dolaştırıyormuş. hatta kimisi şehir dışına çıkartıp para vermeden geri götürmüyormuş falan filan. ya buna kim inanır falan demeyin, döndükten sonra anlatınca kız kardeşim dedi ki “bizim başımıza geldi.” kız kardeşim ve arkadaşlarını şehir dışında bir mağazaya götürüp zorla alışveriş yaptırtmışlar. zaten satıcılar, restoran çalışanları, bar görevlileri yapıştılar mı bırakmıyorlar. elini versen, kolunu kaptırıyorsun. o kadar ısrarcılar ki kendini tehdit altında hissediyorsun. zaten bangkok’ta nefes almakta çok zorlandım, bu sebepten pek açık havada gezemedim ama bunun üzerine bir de kalabalık ve ısrar beni mahvetti. ya şimdi düşünüyorum da ben cidden bangkok’u hiç sevmedim. neyse, özlem’in önerisiyle bu seyahatimizde hiçbir yere giderken yer ayırtmadık. içgüdülerimizle hareket ettik. silom road’da çok güzel, ucuz ve temiz sunflower place isimli bir otel bulduk. çalışanları biraz sert ve kuralcı olsa da her türlü gevşekliğin yaşandığı bir şehirde bu benim hoşuma gitti ve kendimi süper güvende hissettim. burayı çok beğenince chiang mai’den dönünce tekrar kalmak üzere rezervasyon yaptırdık ve tai airways‘le yola çıktık. tai airways ile uçuşumdan sonra rahatlıkla diyebilirim ki yıllardır thy öyle süper, böyle süper, aman da aman bir sürü ödülü var söylemleri tamamen abartı. kötü bir havayolu olduğunu söylemiyorum ama hem daha iyisi hem de daha ucuzu var. bangkok-chiang mai gidiş-dönüş biletlerimizi yaklaşık 250 tl’ye aldık. kabin görevlilerinin ilgisi ve güleryüzü olsun, ikramları olsun, koltuklarının rahatlığı olsun hepsi on numaraydı. thy’nin “havaya attık, yakalayın!” tarzı servisinden sonra hakketen kendini özel hissediyorsun. star alliance üyesi olmalarına rağmen mil puanlarımı işlemediler ama olsun, bu kadar kusur kadı kızında da olur artık 🙂 uçuş kültüründen olsa gerek türkiye’de 200 kişilik uçağa 30 dk’da yerleşemezken, tayland’da 550 kişilik uçakta (boeing 777-300) yolcu alımı 10 dk’da tamamlandı. itişme yok, kakışma yok, bağrış çağrış yok. tayland’dan dönüşte de dubai aktarmalı geldim, yolcuların çoğunluğu türktü ve uçağa binişte resmen izdiham vardı. her ne kadar çaktırmasam da babamla sohbet etmeyi çok severim. döndükten sonra bunu babama anlattım, “uçağın kapısında beklerken beni bırakıp gidecek halleri yok ya!” dedim, o da bana almanya-türkiye uçak maceralarını anlattı biraz. kaç kere uçağın kapılarını kapatıp, “sıraya girmeden hiçbirinizi almayacağım!” diyen görevlilerle karşılaştığını artık hatırlamadığını söyledi 🙂 yok yanlış anlaşılmasın, sonuçta babam ve almanya-türkiye uçağındakiler çoğunlukla eğitimsiz insanlardı, türkiye’de tutunamayan fakir insanlardı. bir şekilde heyecanlarını anlayıp, mazur görebilirim. ama dubai-istanbul uçağındakilerin çoğu gayet eğitimli, bakımlı, üzerlerinden marka dökülen zengin insanlardı. onların bu davranışlarını hiçbir şekilde mantık çerçevesine oturtamıyorum. tayland’a gidip gelirken de emirates ile uçtum. çok ama çok beğendim. bundan sonra da uçuşlarımda kabin içi eğlence sistemleri bile çalışmayan thy yerine beni yolculukta nasıl eğlendireceğini şaşıran emirates’i tercih edeceğim, bu kadar net.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

tayland seyahatim – 2 – koh samui

evet 1,5 günlük yolculuktan sonra koh samui’ye ulaştım ve mükemmel bir uykudan sonra ne yapacağımıza karar vermeden önce karnımızı doyurmaya karar verdik. mayolarımızı giyinip dışarı çıktık ve okyanus kenarında güzel bir kahvaltı mekanı bulduk. tayland’da yaptığımız kahvaltılar genelde kruvasan, reçel, çay ya da kahve şeklindeydi. ben genelde meyve salatası yedim. tayland’da yediğim meyveler mükemmeldi. mesela ben ananasın ya da mangonun bu kadar lezzetli olduğunu bilmiyordum. tabii türkiye’de sera meyveleri önümüze serilince hangi yiyeceğin asıl tadı nasıl bilemeyebiliyoruz. alışkanlık edindim akşamları eve erken geldiğimde ya da evde kahvaltı yapma fırsatı bulduğumda ben de meyveleri doğrayıp üzerine süt dökmek suretiyle bir öğünümü yiyorum. gerçi henüz pitaya bulamadım ama olsun, onun yerine elma koyuveriyorum. burası ada olduğu için ve tropik içecekler revaçta olduğu için ayrıca hava da çok sıcak olduğu için istediğim gibi bir kahveyi bangkok’a dönene kadar bulamasam da herhangi bir yiyeceğin eksikliğini hissetmedim ve hiç aç kalmadım. özlem de benim gibi hatta benden daha fazla yeni lezzetlere açık olduğu için bir çeşit gurme turizmi yaptık bile diyebilirim ve yediğimiz her şey çok lezzetliydi. evet tayland mutfağına da bir tik atalım 🙂

tayland2

kahvaltıdan sonra okyanus kenarında yürüyüşe çıktık. koh samui, tayland’ın doğusunda yer alan adalardan. koh tao ve koh phangan ile komşu. adada 2 yerleşim alanı var. biz daha az turistik olan lamai bölgesinde kaldık. 3 gece için kişi başı 900 baht verdik ki yaklaşık 55 tl’ye tekabül ediyor. odaya kahvaltı dahil değil ama klima, tv, mini buzdolabı ve 24 saat sıcak su var. kaldığımız pansiyonu bulmamıza otobüste yanımda oturan kız yardım etti. aslen adalıymış ama bangkok’ta yaşıyormuş. aile ziyaretine gelmiş. çok akıcı ingilizce konuşuyordu. zaten tayland’ta tanıştığım kadınların çoğunun ingilizcesi çok iyiydi. anladığım kadarıyla da batılı erkeklerle ilişki yaşamak ya da evlenmek onlar için önemli. ben görmedim ama özlem’in anlattığına göre kitapçılarda farklı kültürdeki bir erkekle bir tay kadının nasıl anlaşabileceğini anlatan kitaplar varmış 🙂 her ne kadar çok büyük önyargılarla gitsem de tayland’ın hiç de anlatılan tayland olmadığını yine yaşayarak gördüm. neyse bu uzun bir konu ve başka zaman anlatılmalı 🙂

tayland3

sahilde yürüyüş yaptık ve adayı dolaştık. kendime hippi çantası aldım. zaten tayland genel olarak batılı hippilerin kuşatması altında 😀 okyanus olduğu için ben girmeye korkttum. zaten kimse girmiyordu insanlar genelde güneşleniyordu. o gün sahilde dolaşırken koruyucu güneş kremi sürmeme rağmen yanmışım hiç farkında olmadan. ertesi gün de tekne turu yapınca daha da yandım ve tayland seyahati boyunca hiç fotoğrafımı çektiremedim. yüzüm, özellikle burnum kıpkırmızıydı 10 gün boyunca. istanbul’a dönmeden önceki gün biraz düzeldim. gittiğimiz tekne turunda özlem’le ikimiz vardık sadece. küçük bir tekneydi. 2 yerde yüzme ve yemek molası verdi. şnorkel yaptık ama hiç ilginç balık göremedim. bu konuda koh tao meşhurmuş ama vaktimiz olmadı oraya gitmeye. sonra kano yaptık ve dönüş yolunda devrildik. bir daha da kanoya binemedik ahaha. piknik tarzında yemeğimizi yedikten sonra özlem deniz kabuğu topladı ben de gölgede oturdum. okyanusta gelgit çok fazla olduğu için 2 saat kadar sonra adadan ayrılırken teknemiz karaya oturmuştu. ben gelmeden 1 gün önce özlem okyanusta birinin boğulmasına şahit olduğu için ben kenarda çimmek suretiyle okyanusa girdim. boyuma boyumu aşan yerlerde yüzmedim 🙂

tayland4

akşam yemeğimizi gece pazarında yedik. sadece yiyecek satılan bir pazar düşünün oradan istediklerinizi alıyorsunuz ve pazarın arkasında yer alan masalarda yiyorsunuz. yemeğimizi yedikten sonra smirnoff ice’larımızı alıp pansiyona döndük. odamızın terasında sohbet edip içkilerimizi içtikten sonra o kadar yorgunduk ki hemen uyuduk. ertesi gün de sabah havuza girdikten sonra öğleden sonra bangkok’a gitmek üzere otobüsümüze gittik. otobüs deyince aklıma geldi, bilet aldığımız acentadaki kız içeri girdiğimizde yere oturmuş tırnaklarını boyuyordu. bir an bunu türkiye’de hayal ettim ve çok komik geldi. taylandlılar genel olarak rahat insanlar. bir keresinde de su mu alacaktım ne yapacaktım hatırlamadım şimdi, neyse dükkanın çalışanları önünde oturmuş kağıt oynuyorlardı ve dükkan açıktı. yine de öğle tatili diye bizi kovaladılar ahahaha. özlem de ben gelmeden önce kaldığı pansiyonda çalışan çocuğun sürekli yüzükoyun yerde yattığını anlatmıştı 🙂 dükkanlara girerken de ayakkabı çıkarılıyor genelde. bir ara da çok güzel bir ladyboy’a tırnaklarımızı boyattık ama ne ara hatırlamıyorum 🙂 deniz tatili sevmeyen bir insan olarak diyeceğim şudur ki: gördüğüm koylar, ada ve okyanus kesinlikle bir marmaris ya da kaş’ın eline su dökemez. ama kumlar çok güzeldi. nasıl desem sanki beyazdı. unutmadan söyleyeyim adada ulaşım genellikle motorsikletlerle sağlanıyor. bu sebepten motorsiklet kiralama yerleri ve şişede benzin satan yerler çokça var. zaten tayland’da turistlerin en çok ölüm sebebi bize göre ters akan trafik yüzünden yaşanan motorsiklet kazaları ve yolda yürürken kafalarına hindistan cevizi düşmesiymiş.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

tayland seyahatim – 1 – giriş

みなさんこんばんは。千月タイへ行きました。タイのこと書きたいです。たのしみにおねがいします。

tayland1

yine aylar öncesinden özlem’le tayland’a gitmeye karar vermiştik. amacımız çin yılbaşını tayland’da kutlamaktı. özlem biletini erkenden aldı. ben bilet olayını ucuza kapatmak istediğim için biraz bekledim. planımıza göre benden bir hafta önce gidecekti ve bangkok’ta buluşacaktık. tabii ki normal bir insanın başına bir yılda gelen aksilikler benim başıma bir günde geldiği için ben 4 gün geç kaldım 🙂 annem safra kesesinden ufak bir operasyon geçirdi tam gitmeden önceki gün. biletimi annemin ameliyatı belli olmadan almıştım. doktorun söylediğine göre 1 gece yatıp çıkacaktı. ben de buna güvenerek cuma günü yola çıktım. biletime göre önce abu dhabi’ye oradan bangkok’a uçacaktım. ama bankodaki kız bana abu dhabi uçağında yer olduğunu ama bangkok’a giden uçakta yer olmadığını, yer açılabileceğini ama oraya gitmeden öğrenemeyeceğimi söyledi. dedim “problem değil gideyim orada beklerim, olmadı bir sonraki uçakla giderim.” “ama!” dedi “siz türk vatandaşısınız, orada havaalanında 24 saatten fazla bekleyemezsiniz. sizi ilk uçakla geri gönderirler.” sonra ben düşünmek için kenarda beklerken arkamdaki ingiliz vatandaşı çocuk elinde biletini sallaya sallaya pasaport kontrole gitti. siz beni istemezseniz ben sizi hiç istemem triplerine girerek başka havayollarına gittim. yoğun sezon olduğu için hiçbirinde yer yoktu, bir tane yer buldum ama o da 3.000 lira bilet parası istedi. ben de taksiye atladığım gibi söylene söylene evime geri döndüm. iyiki de dönmüşüm çünkü doktorlar annemi hastaneden taburcu etmemişler. ben de bavulumu eve bile çıkarmadan hemen hastaneye gittim ve 3 gece annemle kaldım. işyerinde de halletmem gereken ama başkasına emanet ettiğim bir işim vardı, hastaneden çıkıp hemen ankara’ya gittim 🙂 yoldayken de organizasyonumu yapıp uygun sayılabilecek bir fiyata uçak bileti buldum. ama uçak istanbul-dubai-hongkok-bangkok diye biraz dolana dolana gidiyordu 🙂 özlem’e söz vermiştim, iki elim kanda olsa gitmeliydim. neredeyse 24 saat sayılabilecek bir yolculuktan sonra bangkok’a ulaştım. özlem o sırada koh phangan’a geçmişti. ben de saat 01.00 gibi çok abuk bir saatte havaalanında olduğum için bir kafeye oturup sabah olmasını bekledim. saat 05.00 gibi taksiye binip tren garına gittim ama trenlerin hiçbirinde 3 günden önce yer yoktu ahahaha. sonra ben de otobüsle gitmeye karar verdim. koh tao’da buluşacaktık ama ancak koh samui’ye kadar giden otobüs bulabildiğim için özlem’e oraya gelmesini söyledim. 12 saat süren otobüs yolculuğundan sonra feribotla koh samui’ye vardığımda artık ben ben değildim 🙂 açlıktan bayılmak üzere olan ben gittiğimiz restorantta yediğimiz iki lokma yemeği de şiddetli başağrısını takiben otele dönünce kustum. ama size yemin ederim ki o gece uyuduğum yatak, hayatımda uyuduğum en rahat yataklardan biriydi 😀

じゃまたね。