Yazı kategorisi: anime

uta no☆prince-sama♪ maji love 2000%

unps2

bu anime serisinin ilkini de seyretmiş sevmiştim. ikincisi de çıkınca hemen izleme listeme aldım. bu aralar genellikle erkeklere hitap eden bol kızlı harem animelerin yerini, hemcinslerime hitap eden bol yakışlıklı erkekli az kızlı animeler almaya başladı. durumdan şikayetçi miyiz? tabii ki hayır. hatta akihabara’da bir mağazanın dev ekranında starish grubunun şarkısı çalmaya başlayınca hepimiz ekrana kilitleniverdik ahahaha. ama asla defter, kalem vs. olayına girecek kadar büyük bir fan olamayacağım. neyse bu 2.sezonda sümsük kızımız nanami haruka, starish grubu için harika besteler yapmak için grup üyeleriyle beraber bir malikanede yaşamaya başlar. bu malikanede aynı zamanda rüştünü ispatlamış başka bir boyband de senpai kategorisinden yer almaktadır. ama sümsük haruka’ya ilham bir türlü gelmemektedir. daha sonra bunun sebebinin bestelediği şarkının 6 değil 7 kişilik olması olduğunu farkeder. bu sırada rüyalarındaki ilham perisi cecil, kanlı canlı bir şekilde karşısında beliriverir. 7. üyenin de katılmasıyla sevgi ve bağlılık moduna geçen grubumuz çok sert bir yarışmanın içerisinde bulurlar kendilerini. ya yarışmayı kazanacaklar ya da dağılacaklardır. bakalım aralarındaki bu sevgi ve bağlılık (daha doğrusu sümsük haruka) onları bir arada tutmaya yetecek midir?

kendime not: asla asla asla sümsük nanami haruka gibi insanlarla arkadaşlık etme.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: k-drama

golden time – kore tarzı hastane dizisi

goldentimebu diziyi de yayımlandığı dönem (temmuz-eylül.2012) izlemiştim. may queen yazısının kenarına bir yerine bunu da not almışım. hemen yazayım da kurbağalar kısır kalmasın. 23 bölümlük bu dizimizin başrollerinde lee sun gyun, hwang jung eum ve lee sung min oynuyor. lee min woo, tıp fakültesini bitirir ve sadece reçete yazıp imzalayacağı bir klinikte göbeğini kaşıya kaşıya çalışmaya başar. bir gün acil bir hastaya müdahele yapması gerekir ama eli ayağına dolaşır, hiç bir şey yapamaz. hasta bir çocuktur ve ölür. bunun üzerine depresyona girer ve depresyondan çıkabilmek için idealist doktor olmaya karar verir. stajını tamamlamak için bir özel hastaneye başlar, burada eski bir arkadaşının sevgilisi olan kang jae in ile karşılaşır. bu kız da burada stajını yapmaktadır, aynı zamanda bu hastaneler zincirinin sahibinin torunudur. choi in hyuk ise ak sürüdeki kara koyun olarak hastanede çalışmaktadır. kendisi acil doktorudur, ne hayatlar kurtarmasına, kimsenin elini altına koymak istemediği taşları kucaklayıp kaldırsa da bir türlü kimseye yaranamamaktadır. en büyük hayali süper über, helikopterli falan bir acil servis kurmaktır. ve olaylar gelişir. bol kanlı, bol acıklı ve bol tıbbi terimli dizimizi genel olarak sevdim, ama seyretmesem ölmezdim.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: k-drama

may queen – bir pişmiş tavuk hikayesi

aslında bu diziyi vakt-i zamanında yayımlanmasıyla (ağustos-aralık.2012) eş zamanlı olarak izlemiştim ama yazmayı unutmuşum. masamı toparlarken buldum “may queen!” diye kendime yazdığım hatırlatma notunu. aslında çok da beğenmemiştim bu sebepten kısaca özetleyeyim (nasıl yapacaksam!) sadece 🙂 dizimiz 32 bölümden oluşuyor. başrollerinde han ji hye, çüçeği burnunda damadımız ve müstakbel baba adayımız kim jae won ve jae hee yer alıyor. ilk bölümler karakterlerin çocukluklarını anlatırken (aaa bu kısımlar süperdi, şimdi hatırladım) sonradan kocaman insanlar oluyorlar. mayqueen

chun hae joo esas kızımız. bunu daha bebekken bir miktar parayla birlikte veriyorlar bir adama. bu adamın bir karısı ve bir oğlu var. aile deli manyak fakir. anlatsam inanmazsınız diyeceğim ama 1-2 kore dizisi izleyen anlar sanırım ne demek istediğimi. adam (baba-1 diyeceğim karışmasın diye) çocuk için “benim çocuğum!” diyor, karısı kafayı tırlatıyor, hem çocuğa hem kocasına yapmadığını bırakmıyor. zaten kadında bir çene bir çene, benim bile ömrümü yedi o sahnelerde. bu kız işte fakir ailenin kınalı yapıncak’ı olarak büyüyor. tabii ki tahmin edeceğiniz üzere kız dünya tatlısı, manyak iyi kalpli ve optimist bir çocuk oluyor. ben olsam seri katil olmuştum ahahaha. neyse bu kızın çocukluk arkadaşları da yaşadıkları liman şehrinde tershanesi olan zengin bir adamın torunu olan çok bilmiş kang san, yine süper zengin-süper kötü bir adamın kızı olan şımarık jang in hwa, bu zengin kızın evinde babası kahyalık yapan süper zeka chang hee. chun hae joo çocukken baba-1’e araba çarpıyor ve ölüyor. öldüren kim? chang hee’nin babası. neyse olay örtbas ediliyor falan evli evine köylü köyüne dönüyor, aradan yıllar geçiyor, bunlar büyüyor. bu yıllarda tamirci olan, fakirlikten okuyamamış esas kızımız boş durmamış, artık savcı olan chang hee ile müsait oldukça mercimeği fırına koymuş. hem yetim hem öksüz olan kang san ise amerikanyalarda emaytilerde ne lisanslar ne doktoralar yapmış. hepsi de aynı zamanda bir şekilde liman kentinde buluşunca da olaylar gelişmiş. bu gelişen olaylar sırasında şımarık kızın annesinin aslında üvey annesi olduğunu ve kadının gerçek kızının ilk eşinden olan (baba-2) ve öldüğü sanılan hae joo olduğunu öğreniyoruz. hae joo’nun annesi, baba-2 ve kang san’ın ebeveynleri ise eskiden kankilermiş. kang san’ın ebeveynleri, baba-2 ve baba-1’i de süper kötü adam (baba-3) öldürtmüş. tataaa, çıkın işin içinden çıkabilirseniz. haaa unutmadan bir de samçun vardı, bir de süper çılgın teyze. dizinin en akıllı delileri onlardı 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

kore sanatı ve sultanahmet’te güzel bir gün

ramazan ayında sultanahmet’i çok severim. geleneksel türk sanatlarına dair birçok stand kurulur ve burayı gezerken her şey ilgimi çeker. bu sene de ceren’le beraber gitmeye, gitmişken  de istanbul-gyeongju dünya kültür fuarı kapsamında hazırlanan ihtişam ve zarafet: kore sanatı sergisini de görmeye karar verdik. öncesinde ufak bir piknik yaptık sultanahmet meydanı’ndaki kafelerden birinde. sağolsun kafede çalışan amca, ceren’in annesinin “bana patates salatası ve kısır yapacak bir tane bile arkadaşım yok” serzenişlerime itafen hazırladıklarını yememize izin verdi. hayır, nankörlük de yapmak istemiyorum, belki öyle bir şey olmuştur da ben hatırlamıyorum ama benim şimdiye kadar hiç ev oturmasında kek-börek-kısır ailesinden bir şeyler hazırlayıp karşılıklı çay içtiğim bir arkadaşım olmadı, yazık bana 🙂 artık hem karnım hem de gözüm ne kadar açsa getirilenleri öyle bir yedim ki kafamı kaldırdığımda koreli bir çocuk bana şaşkınlık dolu gözlerle bakıyordu. buradan koreli erkek hayali kuranlara türk kızlarını obur olarak tanıttığım için “gomen gomen” demek istiyorum 😛s.ahmet1

neyse kendimi acındırmayı bitirdikten sonra yine benim gibi asosyal birine müze kartı öğrettiği için ceren’e teşekkür ediyorum. 30 tl vererek aldığım bu kart 1 yıl geçerli ve bakanlığa ait müzelere 2’şer kere girebiliyorum. öğrenci olan 15 tl ve 1 sene boyunca sınırsız giriş hakkı var. topkapı sarayı’ndaki girişten geçer geçmez dümdüz yürürseniz kore sanatı sergisine ulaşıyorsunuz. 19.haziran-29.eylül arası açık kalacak olan ve 5 bölümden oluşan bu sergiyi çok yetersiz buldum. getirilen eserler çok azdı ve broşürler eserler hakkında bilgi vermiyordu. şansımıza orada bulunan koreli-türk bir gruptan eserler hakkında bilgi aldık. belki de güney kore’ye gittiğimde gezdiğim müzelerin muhteşemliğinden sonra burası bana basit gelmiştir, bilemedim şimdi. serginin ilk bölümü tunç çağına ait eserler, ikinci bölümü kral mezarlarından çıkarılan takılar, üçüncü bölümü budizm, dördüncü bölümü seramik ve porselen sanatı, son bölümü de joseon dönemi üzerine hazırlanmış.s.ahmet2

buradan çıktıktan sonra hazır gelmişken topkapı sarayı’nı da gezelim dedik. en son lisedeyken gitmiştim sanırım, bu sefer gidince gözüme pek bir küçük geldi 🙂 çok sıcak ve havasız olduğu için ben çok uzun süre içeride kalamadım, genelde dışarıda bekledim. saraydan sonra cankurtaran’a gidip birşeyler içtik ve sonra meydana geri dönüp el sanatları sergidini gezdik. iftar saati yaklaştığı için çok kalabalık olmuştu, ben biraz bunaldım ve oradan taksim’e geçtik. geleneksel cumartesi gecesi gazımızı yedikten sonra evimize geri döndük.s.ahmet3 s.ahmet4

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 3 – kyoto tapınakları

kansai bölgesi, özellikle kyoto japonya’da en sevdiğim yer iken nasıl hakkında hiçbir şey yazmamışım kendimden utandım bir anda. yiğitsan da japonya’ya gidip fotoğraf yayımladıkça kıskandım ben de fotoğraflara bir bakıvereyim dedim. sonra da birşeyler yazıvereyim dedim özlemim dinsin diye biraz 🙂 kyoto’ya gittiğimizde tabii ki japonya’daki favori hostel zincirim k’s house‘da kaldık. kyoto şubesinin hemen bitişiğinde bir cafe de vardı ki mütemadiyen burada yemek içmek suretiyle sosyalleştik. yataklar müthiş rahattı, personel güleryüzlüydü ve her yer çok temizdi. kyoto’da tren istasyonunda iner inmez otobüs duraklarına doğru ilerleyince sizi komik bir kyoto tower karşılıyor ki 40 yıl düşünsem bir binanın tepesine böyle bir şey inşaa etmek aklıma gelmez. tren istasyonu dediğime bakmayın o kadar büyük ki içerisinde kaybolabilirsiniz, ciddiyim. aynı zamanda kyoto turizm danışma bürosu da burada bulunuyor. envai çeşit dil bilen buradaki görevlilere aklınıza gelen her şeyi sorabilirsiniz, hiç gücenmeden yardım ediyorlar. ben sordum oradan biliyorum 🙂 hostelimiz merkeze çok yakındı ve çoğu yere yürüyerek gittik. kyoto’da tokyo’nun aksine otobüsle ulaşım daha rahat. her şehirde olduğu gibi burada da loop line’lar var ve turistik yerleri bu hatları kullanarak gezebilirsiniz. bu seyahatimde deryasan’la bol bol tapınak ve japon bahçesi gezdik, 2000’den fazla tapınağı olan kyoto bizim için bulunmaz nimetti.kyoto1

ilk gittiğimiz ve tapınak defterimizi (shuin-朱印) satın aldığımız tapınak kyoto’nun en eski zen tapınağı olan kenninji’ydi. shuin hakkında daha sonra yazacağım için hemen broşürümü okuyarak kısaca tapınak hakkında bilgi vereyim 🙂 1202 yılında inşaa edilen bu tapınağın kurucusu keşiş yousai. hayatı boyunca eğitim almak için 2 kere çin’e giden bu keşiş, aynı zamanda yeşil çay köklerini de buradan getirerek bunu içmeyi gelenek haline getirmiş. bu sebepten japonya’da çay seremonisini başlatan kişi olarak da kabul ediliyor. tapınağın etrafında yer alan zen bahçeleri ise bize hayatta hiçbir şeyin boş yere olmadığını, herşeyin var olmasının bir sebebi olduğunu anlatıyor.kyoto2

diğer gittiğimiz ve bahçesine aşık olduğumuz tapınak dünya mirası listesinde yer alan  ginkakuji. burası da zen tapınağı. 1482 yılında yapılmış. içerisine yaklaşık 50 m uzunluğunda bambulu, kamelyalı taş duvarların oluşturduğu bir koridordan geçilerek giriliyor. içeri girdikten sonra gördüğünüz manzara karşısında o kadar büyüleniyorsunuz ki, kendinizi bir kartpostalın içerisinde zannetmemeniz mümkün değil.kyoto3kyoto4

kinkaku tapınağı ise 1397 yılında yapılmış bir zen tapınağı. görünüş olarak çok ihtişamlı olsa da ben beğenmedim, bilmiyorum belki ginkakuji’den önce gitseydim beğenebilirdim. burası da dünya mirası listesinde yer alıyor. 1950 yılında bir rivayete göre kıskanç, bir rivayete göre akıl sağlığı yerinde olmayan bir kesiş tarafından yakılsa da sonradan restore edilmiş.kyoto5

ve son olarak benim çok sevdiğim, her gittiğimde içimi huzurla dolduran, gitmekten asla bıkmayacağım fushimi inari’ye gittik. biraz şehrin dışında kalsa da kyoto istasyonundan yaklaşık 20 dk’lık bir yolculukla tam önünde inebiliyorsunuz. geçen sene ablam maymunlardan korkunca tepedeki göle kadar gidip geri dönmüştük. bu sene deryasan’la yolun sonuna kadar yürüdük. şansımıza çok yağmur yağsa da yılmadık, arada sıcak kahve içerek ısındık ve gezimizi tamamladık.kyoto6

inari dağının yamacına kurulan bu şinto tapınağı şans ile özdeşleşmiş. tapınakta bolca görülen tilki sembolü dileklerimizi yerine getiren bir aracı olarak düşünülüyor. yaklaşık olarak 10.000 adet olan kapılar dileği yerine gelenler tarafından bağışlanıyor. yaklaşık 2 saat süren gezintimizi bitirdiğimizde hissettiğimiz ise sadece saf bir huzur.kyoto7

unutmadan yazayım burada, özellikle iniş yolunda bolca taş heykeller var ve çoğunun üzerine kıyafet giydirilmiş. tomokosan’a bunu sorduğumda tam olarak anlamadığım bir hikaye anlattı ki, anlamadığımı farkedince çok üzülünce anlamış gibi yapmak zorunda kaldım. neyse sonradan google’layıp biraz daha fikir sahibi oldum. bu heykellerdeki jizo bebekleri, kamilerin (tanrı desem tanrı değil, yaradan desem hiç değil, tam türkçe karşılığı olmayan bir terim bu) çocukları hastalıklardan koruması için yardım eden birer koruyucu. bunu da kıyafetlerinin altına çocukları saklayarak yapıyorlar. yani onları korursak, kamiler de bizi korur diye anladım ben 😀kyoto8

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – nereden başlasam nasıl anlatsam :)

burnumda tüttüğünden mütevellit bu sene de bir japonya’ya bir gidivereyim dedim demesine de döner dönmez gezi direnişinin başlamasıyla yazmaya fırsat bulamadım. nasıl toparlayacağım nasıl bir yazı dizisi haline getireceğim diye düşünürken seyahatimden genel olarak bahsedip, detay isteyen deneyimlerimi ayrı birer yazı halinde yazmaya karar verdim 🙂

japonya.2.1

gitmem yine son ana kaldı. annem birkaç ay önce tekrar ameliyat oldu ve bu sefer bacağında oluşan tromboz nedeniyle emboli riski mevcuttu. daha iyi bakım alacağını düşünerek hastanede yatmasına karar verdik. bu durumda da “hadi ben bir japonya’ya gidip geleyim.” diyemedim. annem hastaneden çıktıktan ve onun daha sağlıklı olduğuna karar verdikten sonra -ki bu da gideceğim güne denk geliyor- hemen eşyalarımı toplayıp soluğu havaalanında aldım. aileme birkaç saat sonra japonya’ya gideceğimi söylediğimde babam şaka yaptığımı zannetti o kadar yani 🙂 neyseki annem şu anda ilaçlarına devam ediyor ve bir iki ay sonra hiçbir şeyi kalmayacak diye bekliyoruz.

japonya.2.2

bu sefer etihad havayolları ile gittim. emirates kadar beğenmedim ama yine de thy’den daha iyiydi. etihad abu dhabi’de aktarma yapıyor. dubai’ye kıyasla daha küçük bir olmasına ve hayatımda gördüğüm en pis havaalanı olmasına rağmen yine de her şey çok düzenliydi. o kadar teknolojinin içerisinde o kadar pislik görmek biraz insanı rahatsız etse de biz sigara kullanan zavallılara ayrı bir yer ayırmayı unutmamışlar sağolsunlar. sigaramı içerken ufak çaplı tacizlere maruz kalsam da yiğit bir japon genci ile sohbet ederek onları savuşturdum 🙂 japonya uçuşum çok rahattı, yanımdaki koltuk boş olduğu için yayıla yayıla yolculuk ettim, kabin görevlileri de çok tatlılardı, nasıl bir izlenim verdiysem artık durmadan beni beslediler 😛 bir tanesiyle de dönerken de beraber yolculuk ettik. beni hemen hatırlamış, yanıma geldi biraz sohbet ettik. neyse, bu sefer tokyo narita havaalanına indim. osaka’daki gibi saatlerce kuyruk bekleyeceğimi düşünürken 10 dk. içinde pasaport kontrolden geçiverdim. ben de dışarı da oturup beni karşılamaya gelecek derya’yı bekledim. onunla buluştuktan sonra jr pass kartımı işlettik ve yolculuğumuz için shinkansen biletlerimizi aldık. jr pass müthiş bir şey. benim 1 haftalık pass biletimden daha pahalıya derya sadece shinkansen biletini aldı. onun oturma izni olduğu niçin maalesef bu bileti kullanamıyor.

japonya.2.3

sonra starbucks’ta oturup biraz sohbet ettik. konuşacak çok şeyimiz birikmiş dedikodu yapıp durduk. eve geldikten sonra zaten yattık uyuduk ve ertesi gün kyoto’ya doğru yola çıktık. shinkansen’e binmeden önce bentolarımızı ve biralarımızı hazırladık. çünkü bento ve bira olmadan shinkansene binilmeyeceğini geçen sene öğrenmiştim 🙂 kyoto’da birkaç gün kaldıktan sonra osaka’ya, kobe’ye ve son olarak da nara’ya gidip tokyo’ya geri döndük. birer bavulla gittiğimiz bu 1 haftalık yolculuktan sonra 2’şer bavulla geri döndük 😛 1 hafta da tsukuba ve tokyo civarlarında gezdikten sonra ben ağlaya ağlaya türkiye’ye geri döndüm. derya’nın da çok büyük etkisiyle hayatımda geçirdiğim en güzel tatillerden birini geçirdim. デルヤさんほんとにありがとうございました。私の友達になるのためによかった。三月あとでかんがくで会いましょう。

japonya.2.4

じゃまたね。