Yazı kategorisi: kitap

kedi kararlılığı, perihan mağden ve yeni kararlar

kedikararliligihani derler ya “bir kitap okudum hayatım değişti!”, ben de buna benzer duygular içerisindeyim perihan mağden’in tehlikeli temayüller kitabında yer alan bir yazıyı okuduktan sonra. yazının başlığı “kedi kararlılığı”. perihan mağden burada 1,5 yıl uğraştıktan sonra evinin bir bireyi olarak kendini kabul ettiren bir kediden bahsediyor. başlarda ne kadar yüz vermeselerde kedi ne yapıyor ne ediyor kendini kabul ettirmeyi başarıyor. bu konuyla ilgili saptamalarına başlamadan hikayeyi şu cümleyle bitiriyor: “o kazandı, bu kararlılığı ruhunda gizleyenler her daim kazanır, kazanıyorlar.” yine bu yazıdan öğrenerek izlediğim “passione d’amore” filminden ise bir sonraki yazımda bahsedeceğim 🙂

ben hiçbir zaman kedi kararlı bir insan olamadım. bilmiyorum belki eskiden bir parça vardı ama şu anki halime baktığım zaman kesinlikle bu kararlılıktan kendimde eser görmüyorum. kafamı bir başkasının evine, hayatına, işine sokup, azimle uğraşıp kendimi kabul ettirerek yaşamaya ihtiyaç duymadım belki de ondandır. belki de perihan mağden’in dediği gibi ihtiyaçları en az seviyede olanlar, ihtiyaç bağımlılarını asla anlayamıyordur. ama ben bir bakıma imreniyorum bu insanlara, merak da etmiyor değilim hani gerçekten de mutlular mı acaba?

geçen gün daha önce oturup hiç uzun uzun sohbet etmediğim bir arkadaşımla vakit geçirdim. bu aralar sıkça yaptığım gibi sürekli şikayet ettim. bana “kendini 5 yıl sonra nerede görüyorsun?” dedi. cevap veremedim çünkü kendimi 5 yıl sonra hiçbir yerde görmüyorum. hayatta hiçbir hayalim, beklentim, amacım yok. orta yaş bunalımı dedikleri bu mu acaba? kendime biraz süre vermek istiyorum düşünmek için, kararlar almak ve tam bir  “kedi kararlılığı” ile olmasa bile kendimden emin adımlarla gerçekleştirmek için.

bu yazı biterken radical face-black eyes çalıyordu.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: sinema

dallas buyers club – homofobi, aids ve önyargılarımız

DallasBuyersClubdallas buyers club başta 3 oskar ve 2 altın küre olmak üzere onlarca ödül almış bir film. benim özellikle izleme sebebim ise true dedective ile başlayan “matthew mcconaughey aslında iyi bir oyuncuymuş.” farkındalığımı doğrulamaktı. filmi izledikten sonra ise yanılmadığımı anladım 🙂 onlarca salak filmden sonra bir karakter oyuncusu olarak ortaya çıkmak her aktörün başarabileceği birşey değil sonuçta, kendisine kocaman bir aferin. film ise fazla amerikan olsa da genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. hikaye ron woodroof (matthew mcconaughey) adında gayet sıradan, maço ve homofobik bir amerikalının aids olduğunu öğrenmesiyle yaşamının tamamen değişmesini anlatıyor. hayatı değişirken en büyük destekçisi ve ortağı bir homoseksüel olan rayon (jared leto)’dır. birlikte bu hastalıkla mücadele etmeye çalışırken başlangıçta tamamen para kazanma amaçlı da olsa kendileriyle aynı durumda olan insanlara yardım da ederler. bu sırada fda, insanların çaresizliğinden para kazanan ilaç şirketleri, at gözlüğü ile hastalarına bakan doktorlar, toplumun önyargıları gibi onlarca engelle yüzleşmeleri gerekmektedir.

ron çalıştığı işyerinde karılı-kızlı ortamlarda gayet maço bir hayat yaşarken ve bu yaşadığı hayat sebebiyle arkadaşları tarafından saygı ve takdir görürken aids olmasının ortaya çıkmasıyla birden homoseksüel muamelesi görüp dışlanması çok acıydı. işin kötü tarafı eğer bu durum ron’un değil arkadaşlarından birinin başına gelseydi ron’un da aynı şekilde davranacak olması. bize öğretilmiş bir takım kalıplar ve bunların içerisine insanları sıkıştırıp bu sınırlar içerisinde davranmasını bekliyoruz. koyduğumuz bu kalıpların içerisinde insanları sevmek ya da onlardan nefret etmek o kadar kolay ki. hiçbir çaba sarfetmek zorunda değiliz, düşünmek zorunda değiliz, anlamak zorunda değiliz. birgün gelip de koyduğumuz o sınırların dışında bir olay başımıza geldiğinde ne yapacağımızı şaşırıyoruz. o yargıladığın insanın bir anda sen olması ne kadar zor. o kadar ağır gelir ki o yük tıpkı ron gibi kendini öldürmek istesen bile yapamazsın. oysa karşımızdaki kişileri üzerine yapıştırılmış etiketlerle dolu değil de sadece insan olarak görebilsek belki de taşıdğımız yük hafifler ve en zavallı anlarımızda ilerlemek için elimizde daha fazla fırsat olur. beni sevme, benden nefret etme, beni yargılama, beni kabul et sadece, olduğum gibi…

じゃまたね。