Yazı kategorisi: gezi

güney kore gece hayatı – soju ve dikkat etmeniz gerekenler

büyük doğum günü etkinlikleri çerçevesinde deryasan’la beraber güney kore+japonya karışımı bir seyahat planladık. döneli neredeyse 1 ay olacak ama sonunda maceralarımı anlatmak için fırsat buldum. bugün bunu yaptık, şu gün şunu yaptık yerine genelde merak edilen konular hakkında gözlemlerimi yazmaya karar verdim. işte başlıyorum 🙂 soju1

soju güney kore’de en çok içilen içki sanırım. akşam 6’dan sonra herkes içmeye başlıyor. gece 10 gibi toplu taşımaya bindiğinizde ise sakın kimseye ateşle yaklaşmayın, çünkü infilak edebilirler 🙂 genci-yaşlısı herkes alkollü. ilk güney kore’ye gittiğimde soju içip çarpılmıştım ve bir daha içmeyeceğim demiştim ama sözümde duramadım. kaldığımız yerin yakınındaki ajummanın yeri’nde kendisini içip bir güzel sarhoş oldum. türk olduğumuzu öğrenince bize durmadan bir şeyler ısmarlayan amcanın da bunda etkisi olabilir tabii ya da bize birayla karıştırıp içmeyi öğreten 3 yakışıklının 😀 ah güzel kardeşlerim neden biraz daha ingilizce öğrenmek için gayret sarfetmiyorsunuz 😛 yok yok bu içki insanı hakkaten sosyalleştiriyor.  üzerinde “happy water” yazıyor daha ne olsun. ertesi gün geceye dair bölük pörçük bir şeyler hatırladığım yetmezmiş gibi bütün gün midem bulandı ve başım ağrıdı. sonradan öğrendim ki marketlerde soju sonrası içeceği satılıyormuş, eğer bunu içersen ertesi gün daha iyi hissediyormuşsun. bunu almadan sakın soju içmeyin. yakınınızda güvenebileceğiz biri yoksa da içmeyin, her an her şey olabilir.soju2

soju içtiğimiz günün öncesinde de hongik üniversitesi civarında yemek yiyip, sokakta performans sergileyenleri izledik. bu sefer dersimi çalışıp gittiğim için ve yanımda deryasan olduğu için hiç aç kalmadım. o kadar güzel yemekler yedim ki şimdi bile canım çekti, olsa da yesek 🙂 sokak performansı dediğime bakmayın bizdeki gibi eline gitarı alan çıkmamış, bayağı bayağı profesyonel ekipmanlarıyla şarkı söylüyorlardı. ben de 1000 won verip “fighting!” diyerek onları cesaretlendirdiğim gibi bir de eğlendirdim. sanırım güney koreliler beni seviyor, ahahaha. gece klüpleri bayanlar için ücretsiz, erkekler için ücretli. ben beğenmedim ama erkek olsam beğenirdim 😛 bayanları bedava içeri doldurmaya çalışan bir yerden ne beklersin ki? ama hongdae kesinlikle ve kesinlikle seul’un en eğlenceli ve hareketli yeri. buraya uğramadan dönmeyin. biz hemen hemen her akşam oralardaydık, çok beğendik. “aykensipikinglişi” diyen kızla ve türkiye’yi hindi zanneden amerikalıyla da burada tanıştık.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi, karışık

memlekent – güney kore 2 – sayı 15

memlekentsanırım yaz başlarıydı, memlekent dergisinden emin önder benimle iletişime geçerek güney kore hakkında yazı yazmamı istedi. ben de memnuniyetle kabul ettim. tabii yazım aşamaları, konunun belirlenmesi derken dergi ağustos ayında yayımlandı. gönüllülük esasına dayalı olarak yazarların yazılarını yazdığı bu dergi d&r’larda satılıyor ve 3 ayda bir yayımlanıyor. ben iyi bir fotoğrafçı olmadığım için ve elimde kaliteli resimler olmadığı için imparatorluk sarayları ve hallyu “kore dalgası” başlıklı iki yazımda da başkasının fotoğraflarını kullanmışlar ve çok güzel olmuş 🙂 ismimi derginin kapağında görünce bile ne kadar mutlu olduğumdan ise bahsetmeye gerek yok sanırım 🙂 güney kore ile ilgili birçok ilginç, öğretici-eğitici yazının yer aldığı bu dergiyi okuyunuz, okutunuz 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 6 – kamakura

welcome to kamakura, home of the samurai for the world heritage

kamakura tokyo’ya yaklaşık 1 saat uzaklıkta, 3 yanı dağlarla çevrili bir sahil kasabası. zen tapınakları ve dev buda heykeli ile meşhur. zen kardeşlerimiz ve samuray kardeşlerimiz, yaşam felsefeleri çok benzeştiği için çok iyi anlaşırlarmış. buradaki pek çok tapınak bir samuray klanına aitmiş. samuray demişken kanto bölgesinde yayaların soldan yürümesinin, kansai bölgesinde sağdan yürümesinin sebebini de anlatayım. kanto bölgesinde samuraylar, kansai bölgesi köylüler yaşarmış. samuraylar kılıç kuşandıkları için eğer yolun sağından yürülerse karşıdan gelen başka bir samuray ile yanyana geçerken kılıçları çarpışırmış, bu sebepten de kavga dövüş eksik olmazmış. onlar da yolun solundan yürümeye başlamışlar 🙂 bu alışkanlık günümüze kadar sürmüş. kamakura1

kamakura doğal güzellikleriyle yemyeşil bir yerleşim birimi. koca koca binalar yok. genellikle 2-3 katlı geleneksel japon tarzı evler var. büyüklü küçüklü o kadar çok tapınak var ki hepsini ziyaret etmeye kalksanız günlerce bu küçük şehirde kalmak zorunda kalabilirsiniz. keihin kyuko otobüsü turistler için çok kullanışlı. belli başlı görülecek yerlerin önünde duruyor. bizim ziyaret ettiğimiz yerler enkakuji, meigetsuin, kenchoji, daibutsu ve ofuna’daki kannonsama.kamakura2

enkakuji içerisindeki kocaman çan ve çay evi ile meşhur bir tapınak. moğol işgali sırasında ölen askerlerin ruhlarına saygı amacıyla yapılmış. meigetsuin bahçesi çok güzel olan bir tapınak. kenchoji, kamakura’daki en eski zen tapınağı. arkasında içerinde ufak bir gölet de olan harika bir bahçe var. zen rahipleri işte bu bahçeye bakıp bakıp hayatın güzelliklerine şükreder, hayatın anlamını sorgularlarmış. “bu taş neden burada?” diye düşünürken balataları yakan da yok değilmiş hani. daibutsu nam-ı diğer büyük buda heykeli, kamakura’da en çok ziyaret edilen yer.  bronzdan yapılmış bu heykel kotokuin tapınağının içerisinde yer alırken, tapınağın yıllar içerisinde yıkılmasıyla şimdi bahçesinde yer alıyor. afuna’daki kannonsama deryasan’ın en sevdiği yer. bu heykel japonya’da yaşayan yabancıları koruyor. kamakura3

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 5 – nara

yine süper gecikmiş bir japonya yazısı ile karşınızdayım. 3 gün içerisinde tamamlamam lazım yoksa işler iyice karışacak, çünkü herhangi bir aksilik olmazsa çarşamba gecesi -kendime doğum günü hediyesi olarak- bloguma en çok okuyucu yönlendiren yere gideceğim ve merak etmeyin bütün sorularınızın cevaplarını dönünce burada paylaşacağım 🙂 geyikleriyle ve tapınaklarıyla ünlü nara’ya daha önce hiç gitmemiştim. derya gitmek isteyince planlarımız içerisine aldık. inanılmaz güzel ve tarihi bir evi hostele çevirmişler, orada kaldık. ev eskiden bir çay seromonisi ustasına aitmiş, çok güzel bir japon bahçesine ve gördüğüm en inanılmaz kotatsuya sahipti. akşam sekizden sonra açık yer bulmak biraz zor olduğundan genelde gecelerimizi kotatsunun içinde insanlarla sohbet ederek geçirdik 🙂 gündüzleri ise tapınak gezip geyiklerle oynadık.nara1

bir tanesi dünyanın en büyük tahta yapısı todaiji olmak üzere tam 7 birbirinden ihtişamlı büyük tapınağa ev sahipliği yapıyor bu şehir. biz hiç toplu taşıma kullanmadık. geceleri soğuk olsa da gündüzleri yağmur yağmadığı için yürümeyi tercih ettik. todaiji tapınağı 8.yy’da yapılmış ve içerisinde 14.84 m uzunluğunda devasa bir kozmik buda heykeli yer alıyor. içerisinde yer alan bir tahta oyuktan çocuklarını geçiren ebeveynler de çocuklarının uzun ve sağlıklı yaşayacağına inanıyorlar. yakushiji, 7.yy’da yapılmış bir budist tapınağı. vücudundaki ve ruhundaki hastalıkları iyileştirmek isteyenler buraya gelip dua ediyorlar. saidaiji,  kofukuji,  horyuji,  gangoji ve daianji tapınakları da gidip görülebilecek diğer tapınaklar. nara aynı zamanda japonya’nın ilk başkenti. bu sebepten birçok tarihi yapı görmek mümkün. nara2

biz gittiğimizde bahar dolayısıyla ufak bir de festival vardı. bol bol yiyip içerek ve parkların içerisinde geyiklerle oynayarak vakit geçirdik. geyikler serbest bir halde dolaşıyor ve kimse onlara saldırmıyor, tekmelemiyor, çocuklar hayvanlara vurup kaçmıyor. doğa ve insanın uyumunu çok rahat görebiliyorsunuz ve medeniyet denilen şeyin aslında tek dişi kalmış bir canavar olmadığını. gerçi aldığım okonomiyaki midemi bozdu ama bana ders olsun, osaka’dan başka yerde okonomiyaki yenmez 😀

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 4 – kobe

kobe1off japonya’yı yine çok özledim 🙂 deryasan’ı da çok özledim. yesek, içsek, gezsek, hayat bayram olsa falan filan keşke. neyse işte her özlediğimde yaptığım gibi fotoğraflarıma bakıyordum. osaka hakkında geçen sene yazmıştım, bu yüzden bu sefer pas geçip direkt kobe’ye gidiyorum. buraya geçen sene gitme fırsatı bulamamıştım. deryasan “gidelim mi?” dediğinde hiç düşünmeden “evet!” dedim. tesadüfen gittiğimizde de meriken park’ta bahar festivali vardı. çimenlere uzanıp konser dinledik, festival pazarında gezdik, kobe maritime müzesine, kawasaki good times world’e gittik, çin mahallesinden alışveriş yaptık ve tabii ki kobe port tower’da çay içtik 🙂kobe2

japonya’nın 200 yıllık dış dünyaya kendini kapama süresi artık bitince yabancı ülkeler ilk buradan ülkeye giriş yapmışlar. bu sebepten bir çok ülkenin kültürüne, mimarisine uygun yapıları burada bulmak mümkün. hatta atatürk’ün yaptırdığı cami de burada yer alıyor. kawasaki ise japonya’nın en büyük motor üreticilerinden birisi. kawasaki dendiğinde benim ilk aklıma gelen motosikletti ama meğerse shinkansen motorlarını bile bu amcamlar yapıyorlarmış. 1969 yılında yapılan japonya’nın ilk hidrolik endüstriyel robotu da burada yer alıyor. acayip robotlar yapıyorlar, deryasan’la beraber oturup dakikalarca neler yaptıklarını izledik. çöpleri atıyor, dama oynuyor, hırsız kaçırıyor. her eve lazım bir tane 🙂 kobe port tower’da çay içtiğimiz kat kendi etrafında yavaşça dönüyordu. bu sebepten fazla oturamadık, benim çok midem bulandı. katlardan birinde zemindeki camdan yere bakabiliyorsunuz. burada da biraz korktum, tamam kabul ediyorum artık, yükseklik korkum var 🙂 çin mahallesinde yemek yedik. aslında kobe bifteği yemek istiyorduk ama inanılmaz pahalıydı. 0’ları hesaplamaya gücümüz yetmedi o kadar yani. hayatımda yediğim en kötü çin yemeğiydi. zaten servis geç geldiği için ve açlıktan ölmek üzere olduğum için garsonu bir fırçaladım yanımızda oturan iki japon çocuk şoka girdi ahahaha. bu durumun tek açıklaması var, tabiki 日本語の力.

kobe3

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

kore sanatı ve sultanahmet’te güzel bir gün

ramazan ayında sultanahmet’i çok severim. geleneksel türk sanatlarına dair birçok stand kurulur ve burayı gezerken her şey ilgimi çeker. bu sene de ceren’le beraber gitmeye, gitmişken  de istanbul-gyeongju dünya kültür fuarı kapsamında hazırlanan ihtişam ve zarafet: kore sanatı sergisini de görmeye karar verdik. öncesinde ufak bir piknik yaptık sultanahmet meydanı’ndaki kafelerden birinde. sağolsun kafede çalışan amca, ceren’in annesinin “bana patates salatası ve kısır yapacak bir tane bile arkadaşım yok” serzenişlerime itafen hazırladıklarını yememize izin verdi. hayır, nankörlük de yapmak istemiyorum, belki öyle bir şey olmuştur da ben hatırlamıyorum ama benim şimdiye kadar hiç ev oturmasında kek-börek-kısır ailesinden bir şeyler hazırlayıp karşılıklı çay içtiğim bir arkadaşım olmadı, yazık bana 🙂 artık hem karnım hem de gözüm ne kadar açsa getirilenleri öyle bir yedim ki kafamı kaldırdığımda koreli bir çocuk bana şaşkınlık dolu gözlerle bakıyordu. buradan koreli erkek hayali kuranlara türk kızlarını obur olarak tanıttığım için “gomen gomen” demek istiyorum 😛s.ahmet1

neyse kendimi acındırmayı bitirdikten sonra yine benim gibi asosyal birine müze kartı öğrettiği için ceren’e teşekkür ediyorum. 30 tl vererek aldığım bu kart 1 yıl geçerli ve bakanlığa ait müzelere 2’şer kere girebiliyorum. öğrenci olan 15 tl ve 1 sene boyunca sınırsız giriş hakkı var. topkapı sarayı’ndaki girişten geçer geçmez dümdüz yürürseniz kore sanatı sergisine ulaşıyorsunuz. 19.haziran-29.eylül arası açık kalacak olan ve 5 bölümden oluşan bu sergiyi çok yetersiz buldum. getirilen eserler çok azdı ve broşürler eserler hakkında bilgi vermiyordu. şansımıza orada bulunan koreli-türk bir gruptan eserler hakkında bilgi aldık. belki de güney kore’ye gittiğimde gezdiğim müzelerin muhteşemliğinden sonra burası bana basit gelmiştir, bilemedim şimdi. serginin ilk bölümü tunç çağına ait eserler, ikinci bölümü kral mezarlarından çıkarılan takılar, üçüncü bölümü budizm, dördüncü bölümü seramik ve porselen sanatı, son bölümü de joseon dönemi üzerine hazırlanmış.s.ahmet2

buradan çıktıktan sonra hazır gelmişken topkapı sarayı’nı da gezelim dedik. en son lisedeyken gitmiştim sanırım, bu sefer gidince gözüme pek bir küçük geldi 🙂 çok sıcak ve havasız olduğu için ben çok uzun süre içeride kalamadım, genelde dışarıda bekledim. saraydan sonra cankurtaran’a gidip birşeyler içtik ve sonra meydana geri dönüp el sanatları sergidini gezdik. iftar saati yaklaştığı için çok kalabalık olmuştu, ben biraz bunaldım ve oradan taksim’e geçtik. geleneksel cumartesi gecesi gazımızı yedikten sonra evimize geri döndük.s.ahmet3 s.ahmet4

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 3 – kyoto tapınakları

kansai bölgesi, özellikle kyoto japonya’da en sevdiğim yer iken nasıl hakkında hiçbir şey yazmamışım kendimden utandım bir anda. yiğitsan da japonya’ya gidip fotoğraf yayımladıkça kıskandım ben de fotoğraflara bir bakıvereyim dedim. sonra da birşeyler yazıvereyim dedim özlemim dinsin diye biraz 🙂 kyoto’ya gittiğimizde tabii ki japonya’daki favori hostel zincirim k’s house‘da kaldık. kyoto şubesinin hemen bitişiğinde bir cafe de vardı ki mütemadiyen burada yemek içmek suretiyle sosyalleştik. yataklar müthiş rahattı, personel güleryüzlüydü ve her yer çok temizdi. kyoto’da tren istasyonunda iner inmez otobüs duraklarına doğru ilerleyince sizi komik bir kyoto tower karşılıyor ki 40 yıl düşünsem bir binanın tepesine böyle bir şey inşaa etmek aklıma gelmez. tren istasyonu dediğime bakmayın o kadar büyük ki içerisinde kaybolabilirsiniz, ciddiyim. aynı zamanda kyoto turizm danışma bürosu da burada bulunuyor. envai çeşit dil bilen buradaki görevlilere aklınıza gelen her şeyi sorabilirsiniz, hiç gücenmeden yardım ediyorlar. ben sordum oradan biliyorum 🙂 hostelimiz merkeze çok yakındı ve çoğu yere yürüyerek gittik. kyoto’da tokyo’nun aksine otobüsle ulaşım daha rahat. her şehirde olduğu gibi burada da loop line’lar var ve turistik yerleri bu hatları kullanarak gezebilirsiniz. bu seyahatimde deryasan’la bol bol tapınak ve japon bahçesi gezdik, 2000’den fazla tapınağı olan kyoto bizim için bulunmaz nimetti.kyoto1

ilk gittiğimiz ve tapınak defterimizi (shuin-朱印) satın aldığımız tapınak kyoto’nun en eski zen tapınağı olan kenninji’ydi. shuin hakkında daha sonra yazacağım için hemen broşürümü okuyarak kısaca tapınak hakkında bilgi vereyim 🙂 1202 yılında inşaa edilen bu tapınağın kurucusu keşiş yousai. hayatı boyunca eğitim almak için 2 kere çin’e giden bu keşiş, aynı zamanda yeşil çay köklerini de buradan getirerek bunu içmeyi gelenek haline getirmiş. bu sebepten japonya’da çay seremonisini başlatan kişi olarak da kabul ediliyor. tapınağın etrafında yer alan zen bahçeleri ise bize hayatta hiçbir şeyin boş yere olmadığını, herşeyin var olmasının bir sebebi olduğunu anlatıyor.kyoto2

diğer gittiğimiz ve bahçesine aşık olduğumuz tapınak dünya mirası listesinde yer alan  ginkakuji. burası da zen tapınağı. 1482 yılında yapılmış. içerisine yaklaşık 50 m uzunluğunda bambulu, kamelyalı taş duvarların oluşturduğu bir koridordan geçilerek giriliyor. içeri girdikten sonra gördüğünüz manzara karşısında o kadar büyüleniyorsunuz ki, kendinizi bir kartpostalın içerisinde zannetmemeniz mümkün değil.kyoto3kyoto4

kinkaku tapınağı ise 1397 yılında yapılmış bir zen tapınağı. görünüş olarak çok ihtişamlı olsa da ben beğenmedim, bilmiyorum belki ginkakuji’den önce gitseydim beğenebilirdim. burası da dünya mirası listesinde yer alıyor. 1950 yılında bir rivayete göre kıskanç, bir rivayete göre akıl sağlığı yerinde olmayan bir kesiş tarafından yakılsa da sonradan restore edilmiş.kyoto5

ve son olarak benim çok sevdiğim, her gittiğimde içimi huzurla dolduran, gitmekten asla bıkmayacağım fushimi inari’ye gittik. biraz şehrin dışında kalsa da kyoto istasyonundan yaklaşık 20 dk’lık bir yolculukla tam önünde inebiliyorsunuz. geçen sene ablam maymunlardan korkunca tepedeki göle kadar gidip geri dönmüştük. bu sene deryasan’la yolun sonuna kadar yürüdük. şansımıza çok yağmur yağsa da yılmadık, arada sıcak kahve içerek ısındık ve gezimizi tamamladık.kyoto6

inari dağının yamacına kurulan bu şinto tapınağı şans ile özdeşleşmiş. tapınakta bolca görülen tilki sembolü dileklerimizi yerine getiren bir aracı olarak düşünülüyor. yaklaşık olarak 10.000 adet olan kapılar dileği yerine gelenler tarafından bağışlanıyor. yaklaşık 2 saat süren gezintimizi bitirdiğimizde hissettiğimiz ise sadece saf bir huzur.kyoto7

unutmadan yazayım burada, özellikle iniş yolunda bolca taş heykeller var ve çoğunun üzerine kıyafet giydirilmiş. tomokosan’a bunu sorduğumda tam olarak anlamadığım bir hikaye anlattı ki, anlamadığımı farkedince çok üzülünce anlamış gibi yapmak zorunda kaldım. neyse sonradan google’layıp biraz daha fikir sahibi oldum. bu heykellerdeki jizo bebekleri, kamilerin (tanrı desem tanrı değil, yaradan desem hiç değil, tam türkçe karşılığı olmayan bir terim bu) çocukları hastalıklardan koruması için yardım eden birer koruyucu. bunu da kıyafetlerinin altına çocukları saklayarak yapıyorlar. yani onları korursak, kamiler de bizi korur diye anladım ben 😀kyoto8

じゃまたね。