Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 6 – kamakura

welcome to kamakura, home of the samurai for the world heritage

kamakura tokyo’ya yaklaşık 1 saat uzaklıkta, 3 yanı dağlarla çevrili bir sahil kasabası. zen tapınakları ve dev buda heykeli ile meşhur. zen kardeşlerimiz ve samuray kardeşlerimiz, yaşam felsefeleri çok benzeştiği için çok iyi anlaşırlarmış. buradaki pek çok tapınak bir samuray klanına aitmiş. samuray demişken kanto bölgesinde yayaların soldan yürümesinin, kansai bölgesinde sağdan yürümesinin sebebini de anlatayım. kanto bölgesinde samuraylar, kansai bölgesi köylüler yaşarmış. samuraylar kılıç kuşandıkları için eğer yolun sağından yürülerse karşıdan gelen başka bir samuray ile yanyana geçerken kılıçları çarpışırmış, bu sebepten de kavga dövüş eksik olmazmış. onlar da yolun solundan yürümeye başlamışlar 🙂 bu alışkanlık günümüze kadar sürmüş. kamakura1

kamakura doğal güzellikleriyle yemyeşil bir yerleşim birimi. koca koca binalar yok. genellikle 2-3 katlı geleneksel japon tarzı evler var. büyüklü küçüklü o kadar çok tapınak var ki hepsini ziyaret etmeye kalksanız günlerce bu küçük şehirde kalmak zorunda kalabilirsiniz. keihin kyuko otobüsü turistler için çok kullanışlı. belli başlı görülecek yerlerin önünde duruyor. bizim ziyaret ettiğimiz yerler enkakuji, meigetsuin, kenchoji, daibutsu ve ofuna’daki kannonsama.kamakura2

enkakuji içerisindeki kocaman çan ve çay evi ile meşhur bir tapınak. moğol işgali sırasında ölen askerlerin ruhlarına saygı amacıyla yapılmış. meigetsuin bahçesi çok güzel olan bir tapınak. kenchoji, kamakura’daki en eski zen tapınağı. arkasında içerinde ufak bir gölet de olan harika bir bahçe var. zen rahipleri işte bu bahçeye bakıp bakıp hayatın güzelliklerine şükreder, hayatın anlamını sorgularlarmış. “bu taş neden burada?” diye düşünürken balataları yakan da yok değilmiş hani. daibutsu nam-ı diğer büyük buda heykeli, kamakura’da en çok ziyaret edilen yer.  bronzdan yapılmış bu heykel kotokuin tapınağının içerisinde yer alırken, tapınağın yıllar içerisinde yıkılmasıyla şimdi bahçesinde yer alıyor. afuna’daki kannonsama deryasan’ın en sevdiği yer. bu heykel japonya’da yaşayan yabancıları koruyor. kamakura3

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 5 – nara

yine süper gecikmiş bir japonya yazısı ile karşınızdayım. 3 gün içerisinde tamamlamam lazım yoksa işler iyice karışacak, çünkü herhangi bir aksilik olmazsa çarşamba gecesi -kendime doğum günü hediyesi olarak- bloguma en çok okuyucu yönlendiren yere gideceğim ve merak etmeyin bütün sorularınızın cevaplarını dönünce burada paylaşacağım 🙂 geyikleriyle ve tapınaklarıyla ünlü nara’ya daha önce hiç gitmemiştim. derya gitmek isteyince planlarımız içerisine aldık. inanılmaz güzel ve tarihi bir evi hostele çevirmişler, orada kaldık. ev eskiden bir çay seromonisi ustasına aitmiş, çok güzel bir japon bahçesine ve gördüğüm en inanılmaz kotatsuya sahipti. akşam sekizden sonra açık yer bulmak biraz zor olduğundan genelde gecelerimizi kotatsunun içinde insanlarla sohbet ederek geçirdik 🙂 gündüzleri ise tapınak gezip geyiklerle oynadık.nara1

bir tanesi dünyanın en büyük tahta yapısı todaiji olmak üzere tam 7 birbirinden ihtişamlı büyük tapınağa ev sahipliği yapıyor bu şehir. biz hiç toplu taşıma kullanmadık. geceleri soğuk olsa da gündüzleri yağmur yağmadığı için yürümeyi tercih ettik. todaiji tapınağı 8.yy’da yapılmış ve içerisinde 14.84 m uzunluğunda devasa bir kozmik buda heykeli yer alıyor. içerisinde yer alan bir tahta oyuktan çocuklarını geçiren ebeveynler de çocuklarının uzun ve sağlıklı yaşayacağına inanıyorlar. yakushiji, 7.yy’da yapılmış bir budist tapınağı. vücudundaki ve ruhundaki hastalıkları iyileştirmek isteyenler buraya gelip dua ediyorlar. saidaiji,  kofukuji,  horyuji,  gangoji ve daianji tapınakları da gidip görülebilecek diğer tapınaklar. nara aynı zamanda japonya’nın ilk başkenti. bu sebepten birçok tarihi yapı görmek mümkün. nara2

biz gittiğimizde bahar dolayısıyla ufak bir de festival vardı. bol bol yiyip içerek ve parkların içerisinde geyiklerle oynayarak vakit geçirdik. geyikler serbest bir halde dolaşıyor ve kimse onlara saldırmıyor, tekmelemiyor, çocuklar hayvanlara vurup kaçmıyor. doğa ve insanın uyumunu çok rahat görebiliyorsunuz ve medeniyet denilen şeyin aslında tek dişi kalmış bir canavar olmadığını. gerçi aldığım okonomiyaki midemi bozdu ama bana ders olsun, osaka’dan başka yerde okonomiyaki yenmez 😀

じゃまたね。

Yazı kategorisi: drama

smiling pasta – gülümse erkekler pozitif kızları sever

17 bölümlük 2006 yılı yapımı tayvan dizimizin başrollerinde cyndi wang ve nicholas teo yer alıyor. cheng xiao shi, bir erkekle 3 aydan fazla çıkamama lanetine sahip üniversite öğrencisi bir kızdır. ezik ve sakar kızımız dedesi, annesi, babası, abisi ve yengesi ile beraber yaşamaktadır. ailesi yaşamlarını sürdürmek için italyan makarnası yapan bir restorant işletmektedirler. he qun ise yakışıklı ve popüler bir pop stardır. bir gün yanlışlıkla birbirlerinin üzerine düşmek suretiyle öpüşürler, paparazziler fotoğraflarını çeker ve durumu idare etmek için nişanlı numarası yapmaya başlarlar. kız aslında çocuğun abisini sevmektedir. çocuk da abisinin sevgilisini sevmektedir. çocuk ile abisi gençken başlarına gelen bir kaza yüzünden küsmüşlerdir ve bu durumu daha da karmaşıklaştırır. smilingpasta

bazen sinir bozucu olabilen pozitif hava ve süper neşeli aile dışında fena bir dizi değildi. dizi biraz eski olduğu için kıyafetler de biraz demodeydi ama çocuk o kadar yakışıklıydı ki bu durumu görmezden gelebiliyorsunuz 😛 nefret ettiğim aynalı gözlükler bile çocuğa ne kadar yakışmıştı. ama çok bir senaryo, kurgu falan beklemenin anlamı yok. tam bir çirkin kız yakışıklı erkek hikayesi. üstelik dizinin sonunda kızın güzelleşmediklerinden 😀 yan karakterler de eğlenceliydi. çocuğun annesi, babası, menajeri falan komiklerdi. bir de resmen stop motion sahneler vardı gülmekten yerlere yattım. ne o öyle hareketsiz durmalar, sonra birden kımıldamalar falan. neyse yılmak yok, bir gün iyi bir tayvan dizisi izleyeceğim.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: drama

when love walked in – which love???

bu aralar tayvan’a gidesim var. bu sebepten dedim birkaç dizi, film bir şeyler izleyeyim de fikrim olsun gençler nerelerde takılıyor ahahaha. neyse dizimizin başrollerinde calvin chen ve victoria song oynuyor. çocuk kendi çapında popüler bayağı kızlar falan bayılıyor kendisine. bir sürü hayranı var uzak doğu’da. kız da fena değildi gördüğüm diğer tayvanlı oyunculara göre. sonra baktım meğer güney kore’de şarkıcılık yapıyormuş. komple estetik yani. neyse gelelim 2012 yılı yapımı 32 bölümlük dizimizin konusuna: qin yu jiang, 2 kankisiyle birlikte ülkenin en zengin adamının yanında çalışmaktadır. boş zamanlarında bu çiçek çocuklar bir yandan tasarım yaparak yaratıcı yönlerini ortaya dökerken bir yandan da genç kızların kalplerini çalmaktadırlar. shen ya yin ise annesi ve babasının ölümünden sonra kınalı yapıncak olarak halasının evinin bodrumunda yaşamaktadır. hayali tasarımcı olmakken kuryelik yaparak ve halasının lokantasında çalışarak hayatını geçindirmektedir. çiçek çocukların patronunun jetonu biraz geç düştüğü için 20 yıl aradan sonra kayıp torununu aramaya karar verir. bilin bakalım bu kayıp torun kim? not: vallahi ben değilim. herhangi bir dna testine gerek kalmayacak kadar anne ve babama benziyorum.wlwi

açıkçası dizinin önemli bir kısmını hızlandırarak izledim. o kadar salak diyologlar vardı ki kendimi pencereden aşağı atmamak için zor tuttum. senaryo hikayenin yarısına kadar süper tutarlı giderken birden bire kontrolden çıktı. acaba yarı yolda senaristi mi değiştirdiler ? neyse kızın kuzeni dedeye kendini torun diye yutturuyor, gerçek torun sesini çıkarmıyor. hadi bunun arkasında geçerli bir sebebi olabilir ama insan kendini bu kadar da enayi yerine koydurmaz. kuzen cadısı bir boynuna “bütün dünyayı ele geçireceğim, gördüğüm herşey benim olacak nıhahaha!” diye tabela asmadı yani. herkes salak salak kızın her dediğine kandı. bir kere öyle iğrenç dudak silikonu olan hiç kimsenin aklı başında olamaz. benim 9 yaşındaki yeğenime git, ona anlat durumu, o bile işlerin içinde bir sürü pislik olduğunu anlar. esas oğlan da esas kızın gerçek torun olduğunu anlayınca bir tribe girdi çakacaktım ağzına iki tane. bir bunalımlar, bir toplum beni anlamıyorlar. bu ne ya caddedeki kezbanlar bile kendini bu kadar ağırdan satmıyor. kuzenle kendini yatakta buldu, “mercimeği fırına koydum.” zannetti. sevdiği kızı 3-4 kere kankisinin kucağına attı ki bizim buralarda bunu yapan erkeklere yakıştırılan g ile başlayan ş ile biten çok güzel bir kelime var. aha aklıma gelmişken esas kız da durumu öğrenince çocuğa “erkeksin, bir geceliktir, elinin kiri, olmamış gibi yaparım.” mahiyetinde bir şeyler söylediki dedim “hani biz marjinaldik!” neyse işte diyeceğim o ki bu iki esas karakter birbirine aşıksa, ben bu hayatta hiçbir şey bilmiyorum. ciddiyim. dedeye de iki çift laf saydıracaktım ama bir iki dizi daha yazayım uykum gelmeden.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: k-drama

city hall – pazarlama her şeydir, cahillik hiçbir şey

herkesin aşık olduğu baharın ilkbahar olduğunu zannederdim ama sonbaharmış meğerse. kim kiminle çıkmış, kim kiminle evlenmiş takip etmekten sıkılınca ben de aşık olamıyorum bahar temizliği yapayım bari dedim. kura çektim city hall’a çıktı. 2009 yılı yapımı bu dizimizin başrollerinde gönüllerin unnisi kim sun ah ve dokojin cha seung won yer alıyor. her ne kadar ergen dizilerine bayılsam da yaşı benden büyük birilerinin dizilerini izlemek de arada iyi geliyor. kahrolsun bağzı şeyler. dizimizin konusu şöyle: shin mi rae belediye başkanının sekreteridir. yaptığı en iyi şey kahvedir. aslında kapasitesi vardır ama kullanmayı sevmemektedir. sistemi değiştirmek yerine eleştirmeyi daha çok sevmektedir. bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda gezerken kendisine manyak bir kazık atılır ve haklarını savunmaya karar verir. bu sırada işleri öğrenmesi ve ajanlık yapması için belediye yardımcısı olarak bu küçük-sevimli kasabaya gönderilen jo gook tarafından keşfedilir. shin mi rae’yi bir yandan belediye başkanlığına hazırlarken bir yandan da hatuna aşık olur. ve olaylar gelişir.cityhall

işin politika kısmıyla ilgilenmedim ben açıkçası. dünyanın her yerinde görülen politikanın pislikleri dizimizde de bol bol vardı. entrikalar, adam kayırmalar, rüşvetler gırla gidiyordu. ama ikilimizin aşkı çok güzeldi. uzun zamandır birbirine bu kadar yakışan bir çift görmedim dersem başım ağrımaz. kim sun ha kendisine yapışan güçlü kadın imajının hakkıyla shin mi rae olarak sonuna kadar aşkını savunurken, esas adamımız bunda pek başarılı olamadı açıkçası. ben olsam o adamın bir daha yüzüne bile bakmam ya neyse. yine de sümsük kızı aldı başarılı bir belediye başkanı yaptı ve tezimin evrensel olduğunu ispatladı. pazarlama her şeydir, cahillik hiçbir şey.

じゃまたね。

Yazı kategorisi: müzik

music bank in istanbul – kamber edition

musicbankucundan, kenarından güney kore’nin bir yerine bulaşmış olan herkesin bildiği gibi music bank 7 eylül’de istanbul’daydı. biz de turkcell platinum ile ön satıştan biletlerimizi aldık. super junior, beast, mblaq, ft island, miss a ve ailee altılısından sadece super junior ve ft island’ı bilsem de türkiye’de bu atmosferi yakalamanın zor olacağını bilerek konseri beklemeye koyulduk. konserden birkaç gün önce arkadaşım arayarak vip locası için bana bilet ayarlayınca silver biletlerimiz maalesef çöp oldu 😦 konserden yarım saat önce yerlerimizi aldık ve yan locamızda bulunan güney kore sosyetesiyle biraz sohbet ettik 😛 uzak doğu bloglarının çoğunda bahsedildiği için genel olarak gözlemlediğim ve şaşırdığım konulardan bahsedeceğim sadece. naçizane fikirlerim şöyle: 

  • en çok şaşırdığım şey muhafazakar kesimden çok fazla izleyici olmasıydı. hatta bana yarıdan çok gibi geldi ama sonuçta oturup saymadım 🙂
  • ikinci şaşırdığım erkek hayranların sayısının da beklediğimden fazla olmasıydı. demek sadece oppacılar değil k-pop severler de azımsanmayacak ölçüde.
  • trt sunucusu acayip kötüydü. bu kadar ruhsuz, zorlama program sunan birini daha hayatımda görmedim. sanki silah zoruyla çıkarmışlar. trt’nin ingilizce bilen başka sunucusu yoktu galiba. gerçi bunun da bildiğine şüpheliyim. nazar boncuğunu hediye ettikten sonra “enjoy it!” dedi, kendimi tribünlerden aşağıya salacaktım.
  • silver ve gold’da boş yer kalınca bronz’da oturanları buraya indirdiler. bronz bomboş kaldı. saha içi de boş gibi duruyordu. ben salonu tıklım tıklım doldururuz zannediyordum.
  • çıkan gruplar -super junior hariç- robot gibiydi. nasıl anlatayım bilemedim, sanki bir program yüklenmiş bunlar da bunlara göre hareket ediyorlar bilinçsizce gibi. hong ki’yi herkes çok beğenmiş ama bana hareketleri çok yapmacık geldi.
  • super junior, hakkaten superdi. dong hae türk bayrağını öperek tribünlere bile oynadı. aferin derslerini iyi çalışmışlar.
  • ailee harika bir ses ve inanılmaz sempatik. kendisini takipteyim artık 🙂

じゃまたね。

Yazı kategorisi: gezi

japonya seyahatim – 4 – kobe

kobe1off japonya’yı yine çok özledim 🙂 deryasan’ı da çok özledim. yesek, içsek, gezsek, hayat bayram olsa falan filan keşke. neyse işte her özlediğimde yaptığım gibi fotoğraflarıma bakıyordum. osaka hakkında geçen sene yazmıştım, bu yüzden bu sefer pas geçip direkt kobe’ye gidiyorum. buraya geçen sene gitme fırsatı bulamamıştım. deryasan “gidelim mi?” dediğinde hiç düşünmeden “evet!” dedim. tesadüfen gittiğimizde de meriken park’ta bahar festivali vardı. çimenlere uzanıp konser dinledik, festival pazarında gezdik, kobe maritime müzesine, kawasaki good times world’e gittik, çin mahallesinden alışveriş yaptık ve tabii ki kobe port tower’da çay içtik 🙂kobe2

japonya’nın 200 yıllık dış dünyaya kendini kapama süresi artık bitince yabancı ülkeler ilk buradan ülkeye giriş yapmışlar. bu sebepten bir çok ülkenin kültürüne, mimarisine uygun yapıları burada bulmak mümkün. hatta atatürk’ün yaptırdığı cami de burada yer alıyor. kawasaki ise japonya’nın en büyük motor üreticilerinden birisi. kawasaki dendiğinde benim ilk aklıma gelen motosikletti ama meğerse shinkansen motorlarını bile bu amcamlar yapıyorlarmış. 1969 yılında yapılan japonya’nın ilk hidrolik endüstriyel robotu da burada yer alıyor. acayip robotlar yapıyorlar, deryasan’la beraber oturup dakikalarca neler yaptıklarını izledik. çöpleri atıyor, dama oynuyor, hırsız kaçırıyor. her eve lazım bir tane 🙂 kobe port tower’da çay içtiğimiz kat kendi etrafında yavaşça dönüyordu. bu sebepten fazla oturamadık, benim çok midem bulandı. katlardan birinde zemindeki camdan yere bakabiliyorsunuz. burada da biraz korktum, tamam kabul ediyorum artık, yükseklik korkum var 🙂 çin mahallesinde yemek yedik. aslında kobe bifteği yemek istiyorduk ama inanılmaz pahalıydı. 0’ları hesaplamaya gücümüz yetmedi o kadar yani. hayatımda yediğim en kötü çin yemeğiydi. zaten servis geç geldiği için ve açlıktan ölmek üzere olduğum için garsonu bir fırçaladım yanımızda oturan iki japon çocuk şoka girdi ahahaha. bu durumun tek açıklaması var, tabiki 日本語の力.

kobe3

じゃまたね。